Türkiye genelinde günlük yüzlerce, bazı merkezlerde ise bini aşkın hastanın değerlendirildiği acil servislerde, hekimlerin en fazla dikkat ve özen göstermesi gereken hasta gruplarından biri adli olgulardır. Acil servis yoğunluğu ne düzeyde olursa olsun hekim; adli vakalarda hızlı ve doğru karar vermek, gerekli bildirimi yapmak, tıbbi bulguları eksiksiz belgelemek ve adli raporu usulüne uygun biçimde düzenlemekle yükümlüdür.
Adli rapor; adli makamların talebi üzerine düzenlenen, kişinin tıbbi durumunu ve maruz kaldığı travmanın sonuçlarını ortaya koyan, adli merciler tarafından yöneltilen soruları yanıtlayan ve hekimin tıbbi görüş ve kanaatini içeren resmî bir belgedir. Adli olgunun bildirilmesi ve adli rapor düzenlenmesi, hekimin yalnızca mesleki görevi değil, aynı zamanda hukuki sorumluluğudur. Türk Ceza Kanunu’nun 280. maddesi, sağlık mesleği mensuplarının görevleri sırasında bir suçun işlendiğine ilişkin belirtiyle karşılaşmaları hâlinde yetkili makamlara bildirimde bulunma yükümlülüğünü düzenlemektedir. TCK’nin 4. maddesi uyarınca ceza kanunlarını bilmemenin mazeret sayılmaması da hekimlerin meslekleriyle ilgili yasal düzenlemeleri ve sorumluluklarını bilmelerini gerekli kılmaktadır.
Bununla birlikte yapılan çalışmalar, hekimlerin önemli bir bölümünün adli olgu bildirimi ve adli rapor düzenlenmesi konusunda kendisini yeterli görmediğini göstermektedir. İş yoğunluğu, eğitim ve deneyim eksikliği, mevzuata yeterince hâkim olunmaması ve hukuki sorumluluk üstlenme kaygısı; adli raporların eksik, hatalı veya gecikmeli düzenlenmesine neden olabilmektedir.
Acil servis hekimi, bir taraftan hastanın yaşamını tehdit eden durumları hızla tanıyıp tedavi ederken diğer taraftan adli sürecin gerektirdiği bildirim, muayene, kayıt, delillerin korunması ve raporlama işlemlerini eksiksiz yürütmelidir. Bu nedenle adli olguya yaklaşım; tıbbi gereklilikler ile yasal ve etik yükümlülüklerin birlikte ele alındığı, tarafların hukuki haklarını koruyan sistematik bir süreç olarak değerlendirilmelidir.

Türk Ceza Kanunu’nda Yaralama Suçları ve Yasal Mevzuat
Türk Ceza Kanunu kapsamında vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçların soruşturulması ve kovuşturulmasında adli tıbbi belgeler önemli bir yere sahiptir. Özellikle acil serviste düzenlenen ilk adli rapor; olayın hemen sonrasındaki muayene bulgularını, hastanın klinik durumunu, uygulanan tetkik ve tedavileri kayıt altına alması nedeniyle adli sürecin temel delillerinden biridir. Eksik veya hatalı düzenlenen ilk rapor, daha sonraki adli tıbbi değerlendirmelerin güvenilirliğini ve tarafların hukuki haklarını olumsuz etkileyebilir.
Sağlık mesleği mensuplarının görevlerini yerine getirirken bir suçun işlendiğini gösteren belirtiyle karşılaşmaları ve durumu yetkili makamlara bildirmemeleri veya bildirimde gecikmeleri, TCK’nin 280. maddesi kapsamında düzenlenmiştir. Bildirim yükümlülüğü yalnızca kesin suç tanısı konulan olaylarla sınırlı değildir; suç işlendiğini düşündüren bir belirtiyle karşılaşılması yeterlidir. Bununla birlikte hekimin görevi failin belirlenmesi, kusurun tespiti veya olayın hukuki nitelendirmesini yapmak değil; tıbbi bulguları nesnel biçimde saptamak, kayıt altına almak, gerekli bildirimi yapmak ve adli makamların tıbbi sorularını yanıtlamaktır.
Kasten yaralama
Kasten yaralama suçu TCK’nin 86. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan davranışlar kasten yaralama olarak tanımlanmaktadır.
TCK 86/2’de, yaralanmanın kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması düzenlenmiştir. Buradaki değerlendirme, uygulanan tedavinin basit olup olmadığına göre değil, meydana gelen travmatik değişimin kişi üzerindeki etkisine göre yapılır. Bu nedenle adli raporda “tedavisi basittir” veya “basit tıbbi müdahaleyle giderilir” yerine, rehber terminolojisine uygun olarak şu ifadelerden biri kullanılmalıdır:
- “Kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafiftir.”
- “Kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif değildir.”
TCK 86/3’te ise yaralamanın belirli kişilere karşı, belirli ilişkiler veya araçlar kullanılarak işlenmesi gibi nitelikli hâller düzenlenmiştir. Üstsoya, altsoya, eşe, boşanılan eşe veya kardeşe karşı; beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı; kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle; kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle; silahla veya canavarca hisle gerçekleştirilen yaralamalar bu kapsamda değerlendirilir.
TCK’nin 6. maddesine göre silah kavramı yalnızca ateşli silahları kapsamaz. Patlayıcı maddeler; saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış kesici, delici veya bereleyici aletler; fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer nesneler ile yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açabilecek nükleer, radyoaktif, kimyasal ve biyolojik maddeler de bu kapsamdadır. Bir nesnenin hukuken silah sayılıp sayılacağına ilişkin nihai karar adli mercilere aittir. Hekim, yaralanmanın özelliklerini ve mümkünse ne tür bir araçla oluşabileceğine ilişkin tıbbi kanaatini bildirir.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
TCK’nin 87. maddesi, kasten yaralama sonucunda mağdurda daha ağır ve kalıcı sonuçların meydana gelmesini düzenlemektedir. Adli raporda bu sonuçların bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
TCK 87/1 kapsamında:
- Duyu veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması
- Konuşmada sürekli zorluk
- Yüzde sabit iz
- Yaşamı tehlikeye sokan bir durum
- Gebe kadının çocuğunun vaktinden önce doğması
TCK 87/2 kapsamında:
- İyileşme olanağı bulunmayan hastalık veya bitkisel hayat
- Duyu veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesi
- Konuşma yeteneğinin kaybı
- Çocuk yapma yeteneğinin kaybı
- Yüzün sürekli değişikliği
- Gebe kadının çocuğunun düşmesi
yer almaktadır.
TCK 87/3 ise yaralanma sonucunda kemik kırığı veya çıkığı meydana gelmesini düzenlemektedir. Kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarına etkisi, Adli Tıp Kurumu rehberindeki puanlamaya göre hafif (1), orta (2–3) veya ağır (4–6) olarak belirtilir. Birden fazla kırık bulunması hâlinde rehberdeki formül kullanılarak toplam ağırlık hesaplanır.
İhmali davranışla ve taksirle yaralama
TCK’nin 88. maddesinde kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi düzenlenmiştir. Bir eylemin kasten, ihmali davranışla veya taksirle gerçekleştirildiğine ilişkin hukuki nitelendirme hekimin değil, soruşturma ve yargılama makamlarının görevidir.
Taksirle yaralama TCK’nin 89. maddesi kapsamında değerlendirilir. Taksirle meydana gelen yaralanmalarda da hekim tarafından:
- Yaralanmanın BTM ile giderilebilecek ölçüde hafif olup olmadığı
- Kemik kırığı veya çıkığı bulunup bulunmadığı
- Kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarına etkisi
- Yaşamı tehlikeye sokan bir durum bulunup bulunmadığı
- Duyu veya organ işlevlerinde sürekli zayıflama ya da kayıp
- Konuşmada sürekli zorluk veya konuşma yeteneğinin kaybı
- Yüzde sabit iz veya yüzün sürekli değişikliği
- Gebelikle ilgili ağırlaşmış sonuçlar
değerlendirilir.
İşkence ve eziyet
TCK’nin 94. maddesi, bir kamu görevlisinin bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan; bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama ya da irade yeteneğinin etkilenmesine veya aşağılanmasına yol açan davranışlarını işkence suçu kapsamında düzenlemektedir. İşkence sonucunda ağırlaşmış yaralanma sonuçlarının meydana gelmesi TCK’nin 95. maddesinde ele alınır.
TCK’nin 96. maddesinde ise bir kişinin eziyet çekmesine yol açan davranışlar düzenlenmiştir. İşkence veya eziyet suçunun oluşup oluşmadığına karar vermek yargı makamlarının görevidir. Hekim; fiziksel ve ruhsal bulguları ayrıntılı olarak belgelemeli, kişinin anlatımıyla bulgular arasındaki tıbbi uyumu değerlendirmeli ve gerekli adli bildirimi yapmalıdır.
Adli raporun temel amacı suçun maddesini veya failin hukuki sorumluluğunu belirlemek değildir. Hekim; yaralanmayı nesnel biçimde tanımlar, adli tıbbi ağırlığını değerlendirir ve tıbbi kanaatini bildirir. Olayın hangi suç kapsamında değerlendirileceği ve kanunun hangi maddesinin uygulanacağına savcılık veya mahkeme karar verir.
En Sık Adli Acil Olguları
- Darp (aile bireyleri dahil)
- Bir başkasının kasıtlı, tedbirsiz, dikkatsiz davranışı sonucu meydana gelen tüm yaralanmalar
- Ateşli silah yaralanması
- Patlayıcı madde ile yaralanma
- Kesici-delici alet yaralanmaları
- Çocuk istismarı
- Trafik kazaları
- Düşmeler ve iş kazaları
- Gıda zehirlenmeleri
- Yanıklar
- Elektrik ve yıldırım çarpmaları
- Asfiksi, işkence ve kötü muamele iddiaları
- İntihar girişimleri (Öz kıyım)
- Yasa dışı madde kullanımı (Ekstazi, Bonzai, Eroin)
- İntoksikasyon şüphesi olan vakalar (kullanılan ilaçların doz aşımları dahil)
Basit tıbbi müdahale (BTM) ile giderilemezler.
Temel kural
Şunlardan herhangi biri varsa yaralanma genel olarak BTM ile giderilemez kabul edilir:
- Her türlü kemik kırığı veya çıkığı
- Kas veya tendon kesisi/kopması
- Büyük damar yaralanması
- Sinir yaralanması
- İç organ yaralanması
Bu nedenle el veya ayak parmağı kırığı da BTM ile giderilemez. Kırığın küçük, çatlak, ayrışmamış veya alçı gerektirmemiş olması bu sonucu değiştirmez. Diş kırıkları ise kemik kırığı sayılmasa da belirginse yine BTM ile giderilemez.
Deri ve yumuşak doku
- Yüzde yüzey alanının yaklaşık %30’undan fazla abrazyon veya kontüzyon
- Diğer vücut bölgelerinde toplam vücut yüzeyinin %10’undan fazla abrazyon veya kontüzyon
- Saçlı deri/yüzde tek yara ≥5 cm veya toplam yara uzunluğu ≥10 cm
- Diğer bölgelerde tek yara ≥10 cm veya toplam yara uzunluğu ≥20 cm
- Fasyaya veya kasa ulaşan penetran yaralanmalar
- Ateşli silah yaralanmaları
- Çapı 5 cm ve üzerindeki travmatik saç kaybı
- Saçlı deride 5 cm² ve üzerindeki flep yaralanması
- Kas dokusunu ilgilendiren kesiler
- Degloving/soyulma yaralanmaları
Kafa ve bilinç
- Kafatasının yalnız dış tabulasını ilgilendiren kırık
- Kranial sinir yaralanması
- Başlangıç GKS’nin 9–12 olması
- Bilinç kaybının 5 dakikadan uzun sürmesi
- Travma sonrası amnezinin 24 saatten uzun sürmesi
- Bilinç kaybı olmasa bile fokal nörolojik defisit
GKS ≤8, kafa içi kanama, beyin kontüzyonu veya BOS kaçağı gibi durumlar ayrıca yaşamsal tehlike oluşturabilir.
Yüz, göz, kulak ve ağız
- Burun kemiği dahil bütün yüz kemiği kırıkları
- Orbita kırıkları
- Yüz siniri yaralanmaları
- Kulak zarı perforasyonu
- Hemotimpanum
- Kulak kemik zinciri kopması
- İç kulak/denge aygıtı yaralanması
- Kulak kıkırdağını ilgilendiren doku kaybı
- İris, uvea, vitreus, lens, retina veya koroid yaralanması
- Glob, sklera veya konjonktiva perforasyonu
- Optik sinir yaralanması
- Travmatik pitozis veya şaşılık
- Gözyaşı kanalı yaralanması
- Burun kıkırdağı veya konka yaralanması
- Dilde derin/geniş kesi veya doku kaybı
- Stenon kanalı yaralanması
- Diş veya implant kaybı
- Mine, dentin veya pulpayı ilgilendiren belirgin diş kırığı
- Diş subluksasyonu
Boyun ve göğüs
- Larinks mukozasında tam kat olmayan yırtık
- Tükürük bezi veya kanal yaralanması
- Tiroid bezi yaralanması
- Vokal kord yaralanması
- Meme avülsiyonu
- Organ yaralanması olmadan gelişen lokal cilt altı amfizemi
- Evre 1 korozif özofagus yaralanması
Daha ağır trakea, bronş, akciğer, kalp, özofagus ve diyafram yaralanmaları genellikle ayrıca yaşamsal tehlike kapsamındadır.
Karın, pelvis ve genital bölge
- Organ yaralanması saptanmasa bile tanısal laparotomi gerektiren yaralanma
- Skrotal hidrosel veya hematosel
- Testis laserasyonu veya belirgin hematom
- Anüste perforasyonsuz kısmi kat laserasyon
- Penis, vajina, vulva veya perinede laserasyon ya da belirgin hematom
- Peniste spongioz doku yaralanması
İç organ laserasyonu, perforasyonu veya rüptürü ise çoğunlukla yaşamsal tehlike oluşturur.
Omurga, sinir ve ekstremiteler
- Bütün periferik sinir yaralanmaları
- Travmatik disk yaralanması veya herni
- Faset kilitlenmesi/kayması
- İnterspinöz bağ yaralanması
- Üst ve alt ekstremitedeki bütün kırıklar
- Tendon laserasyonu veya kopması
- Kas laserasyonu veya kesisi
- Eklem kapsülü laserasyonu
- Hemartroz veya hidroartroz
- Kompartman sendromuyla birlikte ekstremite yaralanması
- Travmaya bağlı tendinit, sinovit veya bursit
- Diz ve ayak bileği bağ yaralanmaları
- Menisküs yırtığı
Yanıklar
- Beş yaş ve altında vücut yüzeyinin %20’sinden fazla birinci derece yanık
- İkinci derece yanık: erişkinde %10–20; beş yaş ve altında %5–15
- Kafa, yüz veya perinede %5–15 ikinci derece yanık
- Üçüncü veya dördüncü derece yanık: %10’a kadar
Daha geniş ikinci, üçüncü veya dördüncü derece yanıklar ayrıca yaşamsal tehlike sayılabilir.
Önemli: BTM değerlendirmesi yapılan tedavinin basit olup olmadığına göre değil, yaralanmanın anatomik ve klinik ağırlığına göre yapılır. Dikiş sayısı, hastaneye yatış veya ameliyat tek başına karar ölçütü değildir.
Uyarı ve Önlmeler
Adli olgularda eksik muayene, yetersiz kayıt, gecikmiş bildirim veya kanıta dayanmayan adli kanaat; mağdurun ve şüphelinin haklarını olumsuz etkileyebileceği gibi hekim açısından ceza, hukuk, idare ve disiplin sorumluluğu doğurabilir. Bu nedenle aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir.
Tıbbi kayıtlar eksiksiz tutulmalıdır
Tıbbi uygulama hatası iddiası bulunan olgularda, hekimin gerçekleştirdiği ancak kayıt altına almadığı muayene ve işlemlerin sonradan kanıtlanması güçtür. Hukuki değerlendirmelerde genel olarak “kaydedilmeyen işlem yapılmamış kabul edilebilir” yaklaşımıyla karşılaşılabileceği unutulmamalıdır.
Bu nedenle:
- Öykü, muayene bulguları ve negatif bulgular ayrıntılı yazılmalıdır.
- Vital bulgular, GKS skoru ve nörolojik değerlendirme kaydedilmelidir.
- Tetkik, görüntüleme ve konsültasyon sonuçları dosyaya işlenmelidir.
- Uygulanan ilaç, girişim ve tedavilerin tarih ve saatleri belirtilmelidir.
- Tedavinin reddi, izinsiz ayrılma ve sevk işlemleri gerekçeleriyle kaydedilmelidir.
- Adli bildirimin ne zaman ve kime yapıldığı yazılmalıdır.
- Delillerin alınması ve teslim edilmesi tutanakla belgelenmelidir.
- Kayıtlarda silinti, kazıntı veya geriye dönük açıklamasız değişiklik yapılmamalıdır.
Hasta kayıtlarına erişim hakkı korunmalıdır
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesi uyarınca hasta, sağlık durumuyla ilgili dosya ve kayıtları inceleyebilir ve bir örneğini alabilir. Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 31. maddesi de hastanın kendisiyle ilgili tıbbi kayıtlara erişebilmesini öngörmektedir.
Ancak adli olgularda bu hak kullanılırken:
- Adli soruşturmanın gizliliği,
- Üçüncü kişilere ait bilgiler,
- Kişisel sağlık verilerinin korunması,
- Belgenin adli makam için düzenlenmiş olması,
- Kurumun belge teslim prosedürü
birlikte değerlendirilmelidir. Adli makama gönderilecek raporun aslı hastaya verilmemeli; uygun koşullarda onaylı örnek verilmelidir. Tereddüt hâlinde hastane yönetimi, hukuk birimi veya ilgili adli makamdan görüş alınmalıdır.
Adli bildirim geciktirilmemelidir
Sağlık mesleği mensubu, görevi sırasında bir suçun işlendiğini düşündüren belirtiyle karşılaştığında TCK’nin 280. maddesi kapsamında yetkili makamlara bildirim yapmakla yükümlüdür.
Bildirim:
- Kesin suç kanıtı veya failin belirlenmesi beklenmeden yapılmalıdır.
- Hastanın acil tedavisini geciktirmemelidir.
- Hastane polisi, kolluk birimi, jandarma veya Cumhuriyet Başsavcılığına kurum prosedürüne göre iletilmelidir.
- Telefonla yapılmışsa tarih, saat ve bildirimi alan görevli kaydedilmelidir.
- Mümkünse yazılı bildirimle tamamlanmalıdır.
Eski TCK 230 yerine güncel TCK 257 dikkate alınmalıdır
Metinde yer verilen “TCK Madde 230” hükmü, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’na aittir. Güncel uygulamada kamu görevlisinin görev gereklerine aykırı hareket etmesi veya görevini yapmakta ihmal ya da gecikme göstermesi, kanuni koşullar oluştuğunda 5237 sayılı TCK’nin 257. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak her gecikme veya eksiklik otomatik olarak TCK 257 kapsamında suç oluşturmaz. Bunun için kanunda belirtilen unsurların, özellikle kişinin mağduriyeti, kamunun zararı veya kişilere haksız menfaat sağlanması gibi sonuçların somut olayda bulunması gerekir. Nihai hukuki değerlendirme savcılık ve mahkemeye aittir.
Acil hasta muayene edilmeden geri çevrilmemelidir
Hastanın adli olgu olması, kolluk görevlisinin bulunmaması, kimliğinin belirlenememesi veya ödeme durumunun belirsizliği muayene ve tedavinin reddedilmesi için gerekçe değildir.
Hekim:
- Hastayı triaj ve klinik önceliğine göre değerlendirmelidir.
- Yaşam kurtarıcı müdahaleleri geciktirmemelidir.
- Muayene ve stabilizasyon sağlamadan sevk kararı vermemelidir.
- Sevk gerekiyorsa uygun nakil koşullarını oluşturmalıdır.
- Kolluk ve adli işlemleri tedaviyle eş zamanlı yürütmelidir.
Acil hastanın değerlendirilmemesi veya gerekli müdahalenin yapılmaması sonucunda zarar ya da ölüm meydana gelmesi; olayın özelliklerine göre ceza, tazminat, idare ve disiplin sorumluluğuna neden olabilir.
Kanıtsız adli tıbbi kanaat bildirilmemelidir
Adli raporda yalnızca muayene, tıbbi belge, tetkik, görüntüleme ve konsültasyonla desteklenen sonuçlara yer verilmelidir. Hekim:
- Fail veya suçlu belirlememelidir.
- Kusur oranı açıklamamalıdır.
- Olayın hukuki niteliği konusunda kesin hüküm vermemelidir.
- Hastanın beyanını doğrulanmış olay gibi yazmamalıdır.
- Görmediği veya değerlendirmediği bulguları “normal” kabul etmemelidir.
- Sadece kullanılan aracın tehlikeliliğine bakarak yaşamsal tehlike kararı vermemelidir.
- Tedavinin basit olmasına bakarak BTM değerlendirmesi yapmamalıdır.
Yaşamı tehlikeye sokan durum doğru değerlendirilmelidir
“Yaşamı tehlikeye sokan durum” kararı kişisel kanaate, hastanın yatırılmasına veya olayın şiddetine göre değil; Adli Tıp Kurumu rehberindeki somut klinik, laboratuvar ve görüntüleme ölçütlerine göre verilmelidir.
Raporda:
“Yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu/olmadığı”
ifadesi kullanılmalıdır.
Tıbbi dayanağı bulunmadan yaşamsal tehlike kararı verilmesi veya mevcut yaşamsal tehlikenin göz ardı edilmesi adli süreci etkileyebilir. Bununla birlikte hatalı değerlendirme otomatik olarak “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu” oluşturmaz. Hekimin sorumluluğu; somut olay, kusur, nedensellik ve ilgili suçun kanuni unsurları değerlendirilerek belirlenir.
BTM değerlendirmesinde doğru terminoloji kullanılmalıdır
“BTM ile giderilemez” ifadesi yerine:
“Yaralanmanın kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı”
ifadesi tercih edilmelidir.
BTM değerlendirmesi uygulanan tedavinin türüne değil, yaralanmanın kişi üzerindeki etkisine dayanır. Örneğin basit bir atelle tedavi edilen parmak kırığı da kemik kırığı bulunması nedeniyle BTM kapsamında hafif değildir.
Kesin rapor vermek için değerlendirme tamamlanmalıdır
Tetkik, görüntüleme veya konsültasyonlar tamamlanmadan kesin rapor verilmemelidir. Belirsizlik varsa geçici rapor düzenlenmeli ve kesin rapor için gereken işlemler açıkça belirtilmelidir.
Özellikle:
- Kırık veya çıkık şüphesi,
- İç organ yaralanması,
- Sinir, damar, kas veya tendon hasarı,
- Zehirlenme,
- Yüzde sabit iz,
- Organ veya duyu işlevindeki kalıcı etkilenme
bulunan olgularda gerekli inceleme ve iyileşme süreci tamamlanmadan kesin kanaat bildirilmemelidir.
Güncel mevzuat kullanılmalıdır
Adli raporla ilgili eğitim metinlerinde yürürlükten kaldırılmış veya güncelliğini yitirmiş mevzuat hükümleri kullanılmamalıdır. Özellikle:
- Eski TCK’nin 230. maddesi yerine güncel TCK 257,
- Yürürlükten kaldırılan Özel Hastaneler Tüzüğü yerine güncel sağlık mevzuatı,
- Hasta kayıtlarına erişim açısından Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesi,
- Adli bildirim açısından TCK’nin 280. maddesi,
- Bilgi ve belge talepleri açısından CMK’nin 332. maddesi
esas alınmalıdır.
Hastaya Adli Rporun Verilmesi
Hastanın kendi sağlık bilgileriyle ilgili kayıtları inceleme ve bunların örneğini talep etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte adli raporların asıl nüshalarının teslimi özel mevzuata tabidir. Adli makama gönderilmek üzere düzenlenen raporun aslı hastaya doğrudan verilmemeli; rapor, kapalı ve mühürlü zarf içerisinde yetkili makama veya iletilmek üzere yetkili kolluk görevlisine imza karşılığında teslim edilmelidir. Hastanın rapor örneği talebi, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesi, soruşturmanın gizliliği ve kurum prosedürleri kapsamında değerlendirilmelidir. Gözaltına giriş raporlarında ise rapor nüshalarından biri gözaltına alınan kişiye verilir.
Mevzuat
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 16. maddesi uyarınca hasta, sağlık durumuyla ilgili dosya ve kayıtları inceleyebilir ve bir örneğini alabilir. Ancak adli raporların asıl nüshalarının dağıtımı özel kurallara tabidir.
Normal adli olgularda
Sağlık Bakanlığının 2005/143 sayılı Genelgesine göre adli rapor üç nüsha düzenlenir:
- Bir nüsha sağlık kuruluşunda saklanır.
- İki nüsha kapalı ve mühürlü zarf içinde hâkimlik, mahkeme veya Cumhuriyet Başsavcılığına iletilir.
- Bu iki nüsha, iletilmek üzere yetkili kolluk görevlisine imza karşılığında teslim edilebilir.
Bu kapsamda adli makama gönderilmek üzere hazırlanan raporun aslı doğrudan hastaya verilmez. Hasta daha sonra sağlık kuruluşuna başvurarak kendi tıbbi kayıtlarının veya adli raporun kurumda kalan nüshasının onaylı örneğini talep edebilir. Talep; soruşturmanın gizliliği, üçüncü kişilere ait bilgiler ve kurum prosedürü dikkate alınarak değerlendirilir ve ona göre teslim edilir.
Gözaltı giriş raporlarında
Yakalama veya nezarethaneye giriş muayenesinde özel bir düzenleme vardır:
- Bir nüsha sağlık kuruluşunda saklanır.
- Bir nüsha gözaltına alınan kişiye verilir.
- Bir nüsha soruşturma dosyasına eklenmek üzere kolluk görevlisine teslim edilir.
Ancak gözaltı süresinin uzatılması, yer değişikliği veya nezarethaneden çıkış sırasında düzenlenen raporların dağıtımı farklıdır; iki nüsha kapalı ve mühürlü zarfla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Sağlık Bakanlığı 2005/143 sayılı Genelgesi
Sonuç
Adli olguların değerlendirilmesi ve adli raporların düzenlenmesi, hekimin tıbbi görevinin yanı sıra önemli hukuki, etik ve mesleki sorumluluklar taşımaktadır. Bu nedenle hastanın klinik durumu elverdiği ölçüde ayrıntılı öykü alınmalı, sistematik fizik muayene yapılmalı ve bütün travmatik bulgular nesnel biçimde kayıt altına alınmalıdır.
Adli tıbbi değerlendirme; yalnızca ilk muayene bulgularına değil, gerekli laboratuvar incelemeleri, görüntüleme sonuçları ve konsültasyon görüşlerine dayanmalıdır. Tıbbi değerlendirme tamamlanmadan veya mevcut bulgular yeterli değilken kesin kanaat bildirilmemeli; bu durumlarda geçici adli rapor düzenlenerek kesin rapor için gereken incelemeler açıkça belirtilmelidir.
Adli raporda özellikle yaralanmanın:
- Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olup olmadığı,
- Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olup olmadığı,
- Kemik kırığı veya çıkığına neden olup olmadığı,
- Kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarına etki derecesi,
- Organ veya duyu işlevlerinde sürekli zayıflama ya da yitim oluşturup oluşturmadığı,
- Yüzde sabit iz veya yüzün sürekli değişikliğine neden olup olmadığı
mevcut tıbbi kanıtlar doğrultusunda değerlendirilmelidir.
Eksik muayene, yetersiz kayıt, gecikmiş adli bildirim veya kanıta dayanmayan kanaatler hem tarafların hukuki haklarını hem de hekimin hukuki durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle adli olgu yönetimi yalnızca hekimlerin bireysel bilgisine bırakılmamalı; sağlık kuruluşlarında standart iş akışları oluşturulmalı, güncel rehberlere erişim sağlanmalı ve hekimler ile diğer sağlık çalışanlarına düzenli hizmet içi eğitim verilmelidir.
Adli olgulara sistematik yaklaşım; hata riskini azaltır, delillerin korunmasını sağlar, adli sürecin güvenilirliğini artırır ve hem hastanın hem de sağlık çalışanlarının haklarının korunmasına katkıda bulunur.
Kaynaklar
- Balcı Y, Güzel S, Çetin G, Gündoğmuş ÜN, Akın HM, Çolak B, Gürpınar K, Anolay NN. Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi. Güncellenmiş 3. sürüm. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Adli Tıp Uzmanları Derneği ve Adli Tıp Derneği; 2019.
2019 tarihli güncel rehber - Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi. Önceki sürüm; 2015.
2015 tarihli önceki sürüm - Koç S. Adli tıpta rapor hazırlama tekniği ve rapor örnekleri. İçinde: Soysal Z, Çakalır C, editörler. Adli Tıp. 1. Baskı, 3. Cilt. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Basımevi ve Film Merkezi; 1999. s. 1573–1633.
- Keten A. Acil Serviste Düzenlenen Adli Raporların Türk Ceza Kanunu Kapsamında Değerlendirilmesi. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Birimi, Bilkent/Ankara.
- Kalkan A. Adli Olguların Bildirimi ve Hekimin Sorumlulukları. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı.
Eğitim dokümanı







