Bu İçerik Sadece VİP Aboneleri İçindir
Hipertansiyon; inme, miyokard enfarktüsü, kalp yetersizliği, aort hastalıkları, kronik böbrek hastalığı ve erken ölüm açısından en önemli değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir. Bununla birlikte acil serviste ölçülen ciddi kan basıncı yüksekliği, tek başına hipertansif acil tanısı koydurmaz. Hipertansif acili tanımlayan temel unsur, kan basıncının sayısal değerinden çok devam eden akut hedef organ hasarının varlığıdır.
Bu nedenle acil serviste değerlendirme; yalnızca kan basıncını düşürmeye değil, hipertansif ensefalopati, akut inme, akut koroner sendrom, akut kalp yetersizliği ve akciğer ödemi, akut aort sendromu, akut böbrek hasarı, malign hipertansiyon, preeklampsi ve eklampsi gibi yaşamı tehdit eden tabloların hızla tanınmasına odaklanmalıdır. Akut hedef organ hasarı saptanan hastalarda yakın monitörizasyon altında, klinik tabloya özgü intravenöz antihipertansif tedavi uygulanmalıdır. Akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyonda ise kan basıncının hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürülmesi serebral, koroner ve renal hipoperfüzyona neden olarak yarardan çok zarar verebilir.
Hipertansif acillerde başarılı yönetim; doğru kan basıncı ölçümü, ayrıntılı öykü ve fizik muayene, akut hedef organ hasarının erken belirlenmesi, uygun tetkiklerin seçilmesi ve kan basıncının hastalığa özgü hedeflere kontrollü biçimde düşürülmesine dayanır. Tedavi yaklaşımı her hastada aynı değildir; akut aort sendromu, iskemik veya hemorajik inme, akut akciğer ödemi, akut koroner sendrom ve gebelikle ilişkili hipertansif aciller farklı kan basıncı hedefleri ve farklı ilaç tercihleri gerektirir.
Bu yazı, 2025 AHA/ACC Yüksek Kan Basıncının Önlenmesi, Saptanması, Değerlendirilmesi ve Yönetimi Kılavuzu ile 2024 Avrupa Hipertansiyon Derneği (ESH) Arteriyel Hipertansiyon Yönetimi Kılavuzu temel alınarak hazırlanmıştır. Hipertansif acillerin tanınması, acil servis değerlendirmesi, hastalığa özgü kan basıncı hedefleri ve intravenöz ilaç seçenekleri güncel öneriler doğrultusunda ele alınacaktır.
Keyifli okumalar dileriz.

Etiyoloji
Hipertansiyon, tek bir nedene bağlı gelişen homojen bir hastalık değildir. Genetik yatkınlık, yaşlanma, çevresel faktörler, yaşam tarzı özellikleri, nörohormonal mekanizmalar ve eşlik eden hastalıkların etkileşimi sonucunda ortaya çıkan çok faktörlü bir klinik tablodur. Etiyolojik açıdan hipertansiyon, birincil (esansiyel) hipertansiyon ve sekonder hipertansiyon olmak üzere iki ana grupta değerlendirilir.
“Prehipertansiyon” terimi güncel sınıflamalarda artık kullanılmamaktadır. 2025 AHA/ACC yaklaşımında kan basıncı; normal, yükselmiş kan basıncı, Evre 1 hipertansiyon ve Evre 2 hipertansiyon olarak sınıflandırılmaktadır.

Primer Hipertansiyon
Hipertansiyon olgularının büyük çoğunluğunu oluşturan birincil hipertansiyonda tek ve doğrudan gösterilebilir bir neden bulunmaz. Hastalığın gelişiminde genetik yatkınlık ile çevresel ve davranışsal faktörlerin etkileşimi rol oynar. Temel patofizyolojik mekanizmalar arasında sempatik sinir sistemi ve renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin aşırı aktivasyonu, böbreklerden sodyum atılımının bozulması, endotel disfonksiyonu, arteriyel sertlikte artış, vasküler yeniden yapılanma ve bozulmuş natriürez yer almaktadır.
Yaş, hipertansiyon için en önemli değiştirilemeyen risk faktörlerinden biridir. Yaşlanmayla birlikte büyük arterlerde elastikiyet kaybı ve arteriyel sertlik artar; bu durum özellikle sistolik kan basıncında yükselmeye ve izole sistolik hipertansiyon gelişimine neden olur.
Genetik yatkınlık ve aile öyküsü de hipertansiyon gelişiminde belirleyicidir. Hipertansif ebeveynlere sahip bireylerde yaşam boyunca hipertansiyon gelişme olasılığı artmaktadır. Bununla birlikte hipertansiyonun kalıtımı çoğunlukla tek bir gene değil, kan basıncının düzenlenmesinde görev alan çok sayıda genetik varyantın çevresel etkenlerle etkileşimine dayanır.
Fazla kilo ve obezite, hipertansiyon gelişimiyle güçlü ve sürekli bir ilişki gösterir. Özellikle visseral yağlanma; sempatik aktivasyon, insülin direnci, inflamasyon, renal sodyum retansiyonu ve renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin uyarılması yoluyla kan basıncını yükseltir. Bel çevresindeki artış, toplam vücut ağırlığından bağımsız olarak hipertansiyon riskini gösterebilir.
Aşırı sodyum tüketimi, özellikle tuza duyarlı bireylerde intravasküler hacmi, periferik damar direncini ve arteriyel sertliği artırarak hipertansiyon gelişimine katkıda bulunur. Buna karşılık besinlerle yeterli potasyum alınması, sodyumun kan basıncı üzerindeki etkisini azaltabilir. Ancak böbrek yetersizliği veya hiperkalemi riski bulunan hastalarda potasyum alımının artırılması bireysel olarak değerlendirilmelidir.
Birincil hipertansiyon gelişimine katkıda bulunan diğer değiştirilebilir faktörler şunlardır:
- Fiziksel hareketsizlik
- Sağlıksız beslenme düzeni
- Aşırı alkol tüketimi
- Yetersiz veya düzensiz uyku
- Kronik psikososyal stres
- Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanılması
- Düşük sosyoekonomik durum ve sağlık hizmetlerine erişim güçlüğü
- Diyabet, dislipidemi ve metabolik sendrom
- Hava kirliliği ve bazı çevresel maruziyetler
Bu faktörlerin birden fazlası aynı hastada bulunabilir ve birbirlerinin etkisini güçlendirebilir.
Sekonder Hipertansiyon
Sekonder hipertansiyon, kan basıncı yüksekliğinin tanımlanabilir ve bazı durumlarda düzeltilebilir bir hastalık, ilaç veya madde kullanımına bağlı olarak gelişmesidir. Özellikle genç yaşta başlayan, ani ortaya çıkan, daha önce kontrol altındayken hızla kötüleşen, dirençli seyreden veya beklenenden fazla hedef organ hasarıyla birlikte bulunan hipertansiyonda sekonder nedenler araştırılmalıdır.
Başlıca sekonder hipertansiyon nedenleri şunlardır:
Renal nedenler
- Kronik böbrek hastalığı ve renal parankimal hastalıklar
- Glomerülonefrit
- Polikistik böbrek hastalığı
- Diyabetik böbrek hastalığı
- Obstrüktif üropati
- Renal arter stenozu
- Fibromüsküler displazi
- Renin salgılayan tümörler
Kronik böbrek hastalığı, primer aldosteronizm, renovasküler hipertansiyon ve obstrüktif uyku apnesi, sekonder hipertansiyonun en sık karşılaşılan nedenleri arasındadır. Yeni hipertansiyon tanısı alan hastalarda serum kreatinin, tahmini glomerüler filtrasyon hızı ve idrar albümin-kreatinin oranının değerlendirilmesi renal hastalık ve hipertansiyona bağlı böbrek hasarının saptanmasına yardımcı olur.
Endokrin nedenler
- Primer aldosteronizm
- Feokromositoma ve paraganglioma
- Cushing sendromu
- Hipertiroidi
- Hipotiroidi
- Primer hiperparatiroidi
- Akromegali
- Konjenital adrenal hiperplazi
- Deoksikortikosteron üreten tümörler
Primer aldosteronizm, geçmişte düşünülenden daha sık görülmekte ve birçok hastada hipokalemi bulunmamaktadır. Bu nedenle 2025 AHA/ACC kılavuzu, dirençli hipertansiyonu bulunan hastalarda serum potasyum düzeyi normal olsa bile primer aldosteronizm açısından tarama yapılmasını önermektedir. Tarama sırasında mineralokortikoid reseptör antagonistleri dışındaki tüm antihipertansiflerin rutin olarak kesilmesi zorunlu değildir.
Uyku ve solunumla ilişkili nedenler
- Obstrüktif uyku apnesi
- Obezite hipoventilasyon sendromu
- Kronik hipoksiyle seyreden solunum hastalıkları
Obstrüktif uyku apnesi; sempatik aktivasyon, intermittan hipoksi, oksidatif stres ve endotel disfonksiyonu aracılığıyla özellikle gece hipertansiyonuna ve dirençli hipertansiyona neden olabilir.
Vasküler ve yapısal nedenler
- Aort koarktasyonu
- Büyük damar vaskülitleri
- Renal arterleri etkileyen vasküler hastalıklar
- Arteriyel sertlikte belirgin artış
İlaç ve Maddelere Bağlı Hipertansiyon
Hastanın kullandığı reçeteli ilaçlar, reçetesiz ürünler, bitkisel preparatlar, enerji ürünleri ve yasa dışı maddeler ayrıntılı biçimde sorgulanmalıdır. Kan basıncını yükseltebilen başlıca ajanlar şunlardır:
- Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar
- Oral kontraseptifler ve östrojen içeren preparatlar
- Kortikosteroidler
- Siklosporin ve takrolimus
- Eritropoez uyarıcı ajanlar
- Vasküler endotelyal büyüme faktörü inhibitörleri
- Tirozin kinaz inhibitörleri
- Dekonjestanlar; psödoefedrin ve fenilefrin
- Amfetaminler ve diğer uyarıcı ilaçlar
- Metilfenidat
- Monoamin oksidaz inhibitörleri
- Serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörleri
- Bazı atipik antipsikotikler
- Kokain ve metamfetamin
- Aşırı alkol tüketimi veya akut alkol yoksunluğu
- Meyan kökü içeren ürünler
- Yüksek miktarda kafein ve enerji içecekleri
- Anabolik steroidler
Hipertansif Acili Tetikleyen Etkenler
Kronik hipertansiyonu bulunan bir hastada hipertansif acil gelişmesi çoğunlukla kan basıncındaki kontrolsüz yükselmeyi tetikleyen ek bir faktörle ilişkilidir. En sık nedenlerden biri antihipertansif ilaçların düzensiz kullanılması veya aniden kesilmesidir. Özellikle klonidin ve beta blokerlerin ani kesilmesi rebound sempatik aktivasyona ve ciddi kan basıncı yükselmesine yol açabilir.
Hipertansif acili başlatabilen veya ağırlaştırabilen diğer durumlar şunlardır:
- Tedaviye uyumsuzluk
- Yetersiz antihipertansif tedavi
- Kokain, amfetamin veya diğer sempatomimetiklerin kullanılması
- Akut ağrı, ajitasyon ve yoğun anksiyete
- Alkol veya sedatif ilaç yoksunluğu
- Akut böbrek hasarı
- Akut glomerülonefrit
- Feokromositoma krizi
- Otonomik disrefleksi
- Preeklampsi ve eklampsi
- İlaç etkileşimleri
- Perioperatif sempatik aktivasyon
Acil serviste ciddi kan basıncı yüksekliği saptandığında etiyolojik değerlendirme yalnızca hipertansiyonun kronik nedenini belirlemeye yönelik olmamalıdır. Aynı zamanda hipertansif acili tetikleyen ilaç uyumsuzluğu, toksikolojik maruziyet, ağrı, yoksunluk, gebelik ve akut renal ya da endokrin hastalıklar hızla araştırılmalıdır. Sekonder nedenlerin zamanında tanınması, yalnızca kan basıncının kontrolünü kolaylaştırmakla kalmaz; nedene özgü tedaviyle kardiyovasküler ve renal riskin kalıcı olarak azaltılmasını da sağlayabilir.
Epidemiyoloji
Hipertansiyon, dünya genelinde en sık görülen kronik hastalıklardan biri ve kardiyovasküler morbidite ile erken mortalitenin başlıca önlenebilir nedenlerinden biridir. İnme, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, atriyal fibrilasyon, kronik böbrek hastalığı ve vasküler demans gelişiminde belirleyici rol oynar. Hastalık çoğunlukla asemptomatik seyrettiğinden tanı, tedavi ve kontrol oranları hastalık yüküyle karşılaştırıldığında hâlâ yetersizdir.
Dünya Sağlık Örgütünün 2025 yılında yayımladığı güncel verilere göre, 2024 yılında 30–79 yaş arasındaki yaklaşık 1,4 milyar yetişkinde hipertansiyon bulunmaktaydı. Bu sayı, söz konusu yaş grubundaki yetişkinlerin yaklaşık %33’üne karşılık gelmektedir. Hipertansiyonlu bireylerin yaklaşık üçte ikisi düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır. Küresel hasta sayısı 1990 yılında yaklaşık 650 milyon iken 2024 yılında 1,4 milyara yükselmiştir. Bu artışta nüfusun büyümesi ve yaşlanmasının yanı sıra obezite, fiziksel hareketsizlik, yüksek sodyum tüketimi ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler etkili olmaktadır.

Hipertansiyonun küresel ölçekte tanınması ve kontrolü istenilen düzeyde değildir. Hipertansiyonu bulunan yaklaşık 600 milyon yetişkinin (%44) hastalığından haberdar olmadığı tahmin edilmektedir. Hastaların yaklaşık 630 milyonu (%44) tanı almış ve tedavi kullanıyor olmasına rağmen, kan basıncı kontrol altında bulunanların sayısı yalnızca yaklaşık 320 milyon (%23) düzeyindedir. Dolayısıyla önceki kaynaklarda yer alan “hastaların yalnızca %21’i tedaviye uyumludur” ifadesi doğru değildir; bu oran ilaç uyumunu değil, hipertansiyonu kontrol altında bulunan hasta oranını göstermektedir.
Hipertansiyon prevalansına ilişkin oranlar kullanılan tanım ve tanısal eşiklere göre önemli farklılık gösterir. Dünya Sağlık Örgütü epidemiyolojik değerlendirmelerinde hipertansiyonu genellikle ofis kan basıncının ≥140/90 mmHg olması üzerinden tanımlarken, 2025 AHA/ACC sınıflamasında hipertansiyon eşiği ≥130/80 mmHg olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle farklı kılavuz veya araştırmalardan elde edilen prevalans oranları doğrudan karşılaştırılmamalıdır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ≥130/80 mmHg eşiği esas alındığında yetişkin nüfusun yaklaşık %46–47’sinde hipertansiyon bulunduğu bildirilmektedir. Buna karşılık ≥140/90 mmHg eşiği kullanıldığında prevalans belirgin şekilde daha düşük hesaplanmaktadır. Bu farklılık, hipertansiyonun gerçek biyolojik sıklığındaki bir değişiklikten değil, kullanılan tanı eşiğinden kaynaklanmaktadır. Güncel veriler hipertansiyonun ABD’de de en yaygın kardiyovasküler risk faktörlerinden biri olduğunu göstermektedir.
Hipertansiyon prevalansı yaşla birlikte belirgin biçimde artar. Genç erişkinlerde daha düşük olan hastalık sıklığı, orta yaşlardan itibaren hızla yükselir ve ileri yaşlarda toplumun büyük bölümünü etkiler. Yaşlanmaya bağlı arteriyel sertlik artışı nedeniyle ileri yaş grubunda özellikle izole sistolik hipertansiyon sık görülür. Hipertansiyonu bulunmayan orta yaşlı bireylerin büyük bir kısmında yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde hipertansiyon gelişmesi beklenmektedir. Dolayısıyla hipertansiyon yalnızca mevcut prevalansı yüksek bir hastalık değil, aynı zamanda yaşam boyu gelişme olasılığı son derece yüksek bir klinik durumdur.
Hastalığın dağılımı toplumlar arasında eşit değildir. Hipertansiyon sıklığı ve kontrol oranları; yaş, genetik yatkınlık, obezite, beslenme alışkanlıkları, sosyoekonomik durum, sağlık okuryazarlığı, ilaçlara erişim ve sağlık sisteminin yapısından etkilenir. Düşük ve orta gelirli ülkelerde tanı ve tedaviye erişim daha sınırlı olduğundan kontrolsüz hipertansiyonun ve buna bağlı hedef organ hasarının yükü daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bölgesel prevalans, Batı Pasifik Bölgesi’nde yaklaşık %29 iken Doğu Akdeniz Bölgesi’nde %38’e ulaşmaktadır.
Hipertansif Acillerin Epidemiyolojisi
Hipertansiyon toplumda son derece yaygın olmasına karşın, ciddi kan basıncı yüksekliği bulunan hastaların yalnızca küçük bir bölümünde akut hedef organ hasarı gelişir. Acil serviste ölçülen >180/120 mmHg kan basıncı değeri tek başına hipertansif acil anlamına gelmez. Bu hastaların önemli bir kısmında akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyon söz konusudur.
Gerçek hipertansif aciller; hipertansif ensefalopati, akut inme, akut koroner sendrom, akut kalp yetersizliği ve akciğer ödemi, akut aort sendromu, akut böbrek hasarı, malign hipertansiyon veya gebelikle ilişkili hipertansif tablolarla ortaya çıkabilir. Görülme sıklığı çalışmanın yapıldığı merkeze, hasta popülasyonuna ve kullanılan tanı ölçütlerine göre değişmektedir. Eski çalışmalarda hipertansif kriz kavramı hem akut hedef organ hasarı bulunan hem de bulunmayan hastaları kapsadığından, gerçek hipertansif acil sıklığı olduğundan yüksek bildirilmiş olabilir.
Hipertansif aciller özellikle uzun süredir kontrolsüz hipertansiyonu bulunan, antihipertansif tedaviye uyum göstermeyen, kronik böbrek hastalığı olan, sekonder hipertansiyonu bulunan veya kokain ve amfetamin gibi sempatomimetik maddeler kullanan hastalarda daha sık görülür. Sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olması, tedavinin kesintiye uğraması ve düzenli kan basıncı izleminin yapılamaması da ciddi hipertansiyon ve akut hedef organ hasarı riskini artırmaktadır.
Sonuç olarak hipertansiyon küresel ölçekte son derece yaygın olmasına rağmen farkındalık, tedavi ve kontrol oranları yetersizdir. Hipertansif aciller toplam hipertansif nüfusun küçük bir bölümünü oluşturmakla birlikte yüksek mortalite ve kalıcı organ hasarı riski nedeniyle acil tıp pratiğinde kritik öneme sahiptir. Acil serviste temel yaklaşım, yalnızca yüksek kan basıncı değerine odaklanmak değil, gerçek hipertansif acili akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyondan doğru biçimde ayırmaktır.

Patofizyoloji
Arteriyel hipertansiyonun patofizyolojisi; renal, hemodinamik, nörohormonal, vasküler, metabolik, immün ve genetik mekanizmaların birbirleriyle etkileşiminden oluşur. Birincil hipertansiyonda tek bir patolojik yol tanımlanamamıştır. Aynı kan basıncı düzeyine sahip hastalarda baskın mekanizma farklı olabileceğinden hipertansiyon, heterojen bir klinik sendrom olarak kabul edilmektedir.
Arteriyel kan basıncı temel olarak kardiyak debi ile sistemik vasküler direncin çarpımıyla belirlenir:
Ortalama arter basıncı ≈ Kardiyak debi × Sistemik vasküler direnç
Hipertansiyon; kardiyak debide artış, sistemik vasküler dirençte yükselme veya her iki mekanizmanın birlikte bulunması sonucunda gelişebilir. Erken dönemde özellikle genç ve sempatik aktivitesi yüksek hastalarda kardiyak debi artışı ön planda olabilirken, kalıcı hipertansiyonda arteriyollerde yeniden yapılanma ve damar sertliği nedeniyle sistemik vasküler direnç artışı daha belirgin hale gelir.

Böbrek ve Basınç-Natriürez Mekanizması
Böbrekler, uzun dönemli kan basıncı kontrolünün merkezinde yer alır. Normal koşullarda arter basıncının yükselmesi renal sodyum ve su atılımını artırır. Bu fizyolojik yanıt basınç-natriürez olarak adlandırılır. Hipertansiyonda basınç-natriürez ilişkisi daha yüksek basınç düzeylerine kayar; böbreklerin yeterli miktarda sodyum atabilmesi için daha yüksek arter basıncı gerekir.
Renal sodyum atılımındaki bozulma sonucunda:
- Toplam vücut sodyumu artar.
- İntravasküler hacim genişler.
- Venöz dönüş ve kardiyak debi yükselir.
- Vasküler otoregülasyon sistemik direnci artırır.
- Başlangıçtaki hacim bağımlı kan basıncı yükselmesi kalıcı hipertansiyona dönüşür.
Yüksek sodyum tüketimi, düşük potasyum alımı, azalmış nefron sayısı, kronik böbrek hastalığı, renal mikrovasküler hasar ve genetik olarak belirlenen tübüler sodyum geri emilim bozuklukları bu sürece katkıda bulunabilir. Renal inflamasyon ve oksidatif stres de tübüler sodyum geri emilimini artırarak tuza duyarlı hipertansiyonu destekler.
Renin-Anjiyotensin-Aldosteron Sistemi
Renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi, kan basıncının ve intravasküler hacmin düzenlenmesinde temel nörohormonal mekanizmalardan biridir. Renin salınımı; renal perfüzyonun azalması, makula densaya ulaşan sodyum miktarının düşmesi veya renal sempatik aktivitenin artmasıyla uyarılır.
Renin etkisiyle oluşan anjiyotensin II:
- Güçlü arteriyoler vazokonstriksiyon oluşturur.
- Aldosteron salınımını uyarır.
- Renal sodyum ve su tutulmasını artırır.
- Sempatik sinir sistemi aktivitesini güçlendirir.
- Vazopressin salınımını ve susama hissini artırır.
- Oksidatif stres ve inflamasyonu tetikler.
- Vasküler ve kardiyak hipertrofiye neden olur.
- Fibrozis ve hedef organ hasarını hızlandırır.
Aldosteron yalnızca sodyum tutulmasına yol açmaz; aynı zamanda endotel disfonksiyonu, vasküler inflamasyon, miyokardiyal fibrozis ve renal hasar gelişimine katkıda bulunur. Bu nedenle uygunsuz aldosteron aktivitesi, özellikle primer aldosteronizm ve dirençli hipertansiyonda klinik açıdan önemlidir.
Sempatik Sinir Sistemi Aktivasyonu
Sempatik sinir sisteminin aşırı aktivitesi hipertansiyonun başlamasında ve sürdürülmesinde rol oynar. Artmış sempatik aktivite:
- Kalp hızını ve miyokard kontraktilitesini artırır.
- Periferik vazokonstriksiyona neden olur.
- Renal renin salınımını uyarır.
- Tübüler sodyum geri emilimini artırır.
- Renal kan akımını azaltır.
- İnsülin direnci ve metabolik bozukluklarla etkileşir.
Obezite, obstrüktif uyku apnesi, kronik stres, ağrı, uyku bozuklukları ve yüksek alkol tüketimi sempatik aktiviteyi artırabilir. Renal afferent sinirlerden merkezi sinir sistemine ulaşan uyarılar da santral sempatik çıkışı güçlendirerek böbrek ile sinir sistemi arasında sürdürücü bir döngü oluşturur.
Baroreseptörler kısa süreli kan basıncı değişikliklerine karşı tamponlayıcı yanıt verir. Ancak kronik hipertansiyonda karotis sinüsü ve aortik ark baroreseptörleri daha yüksek basınç düzeylerine uyum sağlar. Bu “yeniden ayarlanma”, yükselmiş kan basıncının organizma tarafından yeni normal değer olarak kabul edilmesine katkıda bulunur.
Endotel Disfonksiyonu ve Oksidatif Stres
Sağlıklı endotel, nitrik oksit ve prostasiklin gibi vazodilatör maddeler ile endotelin-1 gibi vazokonstriktör maddeler arasında denge sağlar. Hipertansiyonda reaktif oksijen türlerinin artması nitrik oksit biyoyararlanımını azaltır. Bunun sonucunda vazodilatasyon kapasitesi bozulur ve vazokonstriktör yanıtlar baskın hale gelir.
Endotel disfonksiyonu:
- Sistemik vasküler direnci artırır.
- Arteriyel sertliği hızlandırır.
- Lökosit ve trombosit adezyonunu kolaylaştırır.
- Vasküler inflamasyonu artırır.
- Tromboza eğilim oluşturur.
- Aterosklerotik süreci hızlandırır.
Anjiyotensin II, aldosteron, yüksek sodyum tüketimi, hiperglisemi, dislipidemi, sigara, obezite ve hava kirliliği oksidatif stres ile endotel disfonksiyonunu güçlendirebilir.
Vasküler Yeniden Yapılanma ve Arteriyel Sertlik
Uzun süreli kan basıncı yüksekliği, küçük direnç arterlerinde düz kas hipertrofisi ve damar duvarında yeniden yapılanmaya neden olur. Damar duvarı kalınlaşırken lümen daralır ve sistemik vasküler direnç yükselir. Bu değişiklikler başlangıçta yüksek basınca karşı koruyucu bir adaptasyon olsa da zamanla hipertansiyonu sürdüren bağımsız bir mekanizmaya dönüşür.
Büyük arterlerde elastin kaybı, kollajen birikimi, kalsifikasyon ve glikasyon ürünlerinin artması arteriyel sertliğe yol açar. Aort kompliyansının azalması sistolik kan basıncını ve nabız basıncını yükseltirken diyastolik basıncın düşmesine neden olabilir. Bu mekanizma, ileri yaşlarda görülen izole sistolik hipertansiyonun temelini oluşturur.
Arteriyel sertlik ile hipertansiyon arasında çift yönlü bir ilişki vardır: damar sertliği kan basıncını artırırken yüksek kan basıncı da damar duvarındaki yapısal bozulmayı hızlandırır.
İmmün Sistem ve İnflamasyon
Güncel çalışmalar hipertansiyonun yalnızca hemodinamik bir bozukluk olmadığını; düşük düzeyli kronik inflamasyonun da hastalığın gelişiminde ve hedef organ hasarında rol oynadığını göstermektedir. Yüksek sodyum tüketimi, anjiyotensin II, sempatik aktivasyon, oksidatif stres ve mekanik damar gerilimi doğuştan ve kazanılmış bağışıklık sistemini aktive edebilir.
Aktive olan T lenfositleri, makrofajlar ve diğer immün hücreler böbrek ve damar duvarında birikir. İnterlökinler, tümör nekroz faktörü-α ve diğer proinflamatuvar mediyatörlerin salınması:
- Endotel fonksiyonunu bozar.
- Nitrik oksit biyoyararlanımını azaltır.
- Renal sodyum geri emilimini artırır.
- Vasküler tonusu yükseltir.
- Fibrozis ve yeniden yapılanmayı hızlandırır.
- Hipertansiyona bağlı hedef organ hasarını ağırlaştırır.
Bu bulgular, hipertansiyonun nöroimmün ve immünometabolik bileşenleri bulunan sistemik bir hastalık olduğunu desteklemektedir. Bununla birlikte inflamasyonu doğrudan hedefleyen tedaviler, günümüzde rutin antihipertansif tedavinin yerini almamaktadır.
Obezite, İnsülin Direnci ve İmmünometabolik Bozukluk
Visseral yağ dokusu yalnızca enerji depolayan pasif bir yapı değildir; adipokinler, sitokinler ve renin-anjiyotensin-aldosteron sistemini etkileyen mediyatörler salgılayan aktif bir endokrin organdır. Obezitede leptin düzeylerinin yükselmesi santral sempatik aktiviteyi artırabilir. Hiperinsülinemi ise renal sodyum geri emilimini destekler.
Obeziteye bağlı hipertansiyonda aşağıdaki mekanizmalar birlikte rol oynar:
- Sempatik sinir sistemi aktivasyonunda artış
- Renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin uyarılması
- Renal kompresyon ve bozulmuş natriürez
- İnsülin direnci ve hiperinsülinemi
- Kronik düşük düzeyli inflamasyon
- Endotel disfonksiyonu
- Obstrüktif uyku apnesi
- Artmış intravasküler hacim ve kardiyak debi
Bu bütüncül yapı, bazı araştırmacılar tarafından nöroimmünometabolik bozukluk ve erken vasküler yaşlanma süreci olarak tanımlanmaktadır.
Hipertansiyona Bağlı Hedef Organ Hasarı
Kan basıncının uzun süre yüksek kalması, doğrudan mekanik stresin yanı sıra nörohormonal aktivasyon, inflamasyon ve oksidatif hasar aracılığıyla kalp, beyin, böbrek, retina ve damar sisteminde yapısal değişikliklere neden olur.
Kalpte, artmış ard yük sol ventrikül hipertrofisi ve diyastolik disfonksiyona yol açar. Süreç ilerledikçe miyokardiyal fibrozis, atriyal genişleme, atriyal fibrilasyon, koroner mikrovasküler disfonksiyon ve kalp yetersizliği gelişebilir.
Beyinde, küçük damar lipohiyalinozu, mikroanevrizmalar, beyaz cevher hasarı ve serebral mikrosirkülasyon bozukluğu meydana gelir. Bu değişiklikler iskemik inme, intrakraniyal kanama, laküner enfarkt, bilişsel gerileme ve vasküler demans riskini artırır.
Böbrekte, glomerüler hipertansiyon, hiperfiltrasyon, arteriyoloskleroz ve tübülointerstisyel fibrozis gelişir. Albüminüri ve glomerüler filtrasyon hızındaki azalma, renal hedef organ hasarının başlıca göstergeleridir. Böbrek hasarı hipertansiyonu ağırlaştırırken hipertansiyon da böbrek hasarını ilerleterek çift yönlü bir patolojik döngü oluşturur.
Retinada, arterioler daralma, arteriyovenöz çaprazlaşma değişiklikleri, kanamalar, eksüdalar ve ağır olgularda papilödem gelişebilir. Büyük damarlarda ise ateroskleroz, arteriyel sertlik, anevrizma ve aort diseksiyonu riski artar.
Hipertansif Acilin Patofizyolojisi
Hipertansif acil, kan basıncındaki yükselmeye akut hedef organ hasarının eşlik ettiği klinik durumdur. Patofizyoloji yalnızca kan basıncının mutlak değerine değil; yükselmenin hızına, hastanın önceki kan basıncı düzeyine ve organ otoregülasyon kapasitesine bağlıdır. Daha önce normotansif olan bir kişide ani ve orta dereceli bir yükselme organ hasarına yol açabilirken, uzun süredir kontrolsüz hipertansiyonu bulunan bir hasta çok daha yüksek değerlere akut hasar gelişmeden tolerans gösterebilir.
Normal koşullarda beyin, böbrek ve kalp; değişen arter basıncına rağmen kan akımını belirli sınırlar içinde sabit tutan otoregülasyon mekanizmalarına sahiptir. Kronik hipertansiyonda bu otoregülasyon eğrisi daha yüksek basınç düzeylerine kayar. Kan basıncının aniden aşırı yükselmesi otoregülasyonun üst sınırını aştığında:
- Arteriyollerde zorlayıcı vazodilatasyon gelişir.
- Endotel bütünlüğü bozulur.
- Damar geçirgenliği artar.
- Plazma ve fibrinoid materyal damar duvarına sızar.
- Perivasküler ödem, mikrohemoraji ve mikroiskemi oluşur.
- Trombosit aktivasyonu ve mikrotrombüsler doku perfüzyonunu bozar.
- Renal iskemi renin salınımını artırarak kan basıncını daha da yükseltir.
Böylece endotel hasarı, vazokonstriksiyon, renal iskemi ve renin-anjiyotensin sistemi aktivasyonunun birbirini güçlendirdiği bir kısır döngü ortaya çıkar. Malign hipertansiyonda fibrinoid nekroz ve hiperplastik arteriyoloskleroz görülebilir.
Diğer taraftan kronik hipertansiyonda otoregülasyon sınırlarının daha yüksek değerlere kaymış olması, kan basıncının kontrolsüz ve hızlı biçimde düşürülmesini de tehlikeli hale getirir. Perfüzyon basıncının yeni alt otoregülasyon sınırının altına inmesi serebral, koroner veya renal iskemiye yol açabilir. Hipertansif acillerde kontrollü kan basıncı düşürülmesinin temel fizyolojik gerekçesi budur. Akut aort sendromu, inme, akut akciğer ödemi ve preeklampsi-eklampsi gibi özel durumlarda farklı hedeflerin kullanılmasının nedeni de altta yatan patofizyolojinin birbirinden farklı olmasıdır.
Öykü ve Fizik Muayene
Hipertansiyon değerlendirmesinin ilk ve en önemli basamağı kan basıncının doğru teknikle ölçülmesidir. Hatalı ölçüm; hipertansiyonun yanlış tanı almasına, şiddetinin olduğundan yüksek veya düşük değerlendirilmesine ve gereksiz tedavi uygulanmasına neden olabilir. Özellikle acil serviste ağrı, anksiyete, ajitasyon, mesane distansiyonu, hipoksi, yoksunluk sendromları ve yakın zamanda kullanılan sempatomimetik maddeler geçici kan basıncı yükselmesine yol açabilir.
Bu nedenle yüksek bir ölçüm saptandığında ilk soru “Kan basıncı kaç?” değil, “Ölçüm doğru mu ve akut hedef organ hasarı var mı?” olmalıdır.
Kan Basıncının Doğru Ölçülmesi
Üst koldan ölçüm yapan, klinik olarak doğrulanmış ve düzenli olarak kalibre edilen otomatik osilometrik cihazlar tercih edilmelidir. Otomatik cihazlar gözlemci yanlılığı, terminal basamak tercihi, hızlı manşet indirme ve Korotkoff seslerinin yanlış değerlendirilmesi gibi manuel ölçüme bağlı hataları azaltır. Birden fazla ölçümü otomatik olarak yapan, tercihen gözlemcisiz cihazlar standart ofis ölçümüne göre daha güvenilir sonuç sağlayabilir.
Doğrulanmış otomatik cihaz bulunmadığında uygun teknikle yapılan oskültatuvar ölçüm kabul edilebilir. Kullanılan cihazın doğrulama durumu bağımsız cihaz listelerinden kontrol edilmelidir. Akıllı saat, telefon uygulaması veya manşetsiz cihazlardan elde edilen değerler, klinik olarak doğrulanmadıkça hipertansiyon tanısı veya tedavi değişikliği için tek başına kullanılmamalıdır.
Doğru kan basıncı ölçümü için:
- Ölçümden önceki 30 dakika içinde egzersiz yapılmamalı, sigara veya nikotin ürünü kullanılmamalı ve kafein alınmamalıdır.
- Mümkünse mesane boşaltılmalıdır.
- Hasta sessiz bir ortamda en az 5 dakika dinlendirilmelidir.
- Ölçüm sırasında hasta konuşmamalı ve telefon kullanmamalıdır.
- Hasta sırtı desteklenmiş şekilde oturmalıdır.
- Ayaklar yere düz basmalı, bacaklar çaprazlanmamalıdır.
- Ölçüm çıplak üst koldan yapılmalı; manşet kıyafet üzerine yerleştirilmemelidir.
- Kol desteklenmeli ve manşetin orta kısmı kalp seviyesinde tutulmalıdır.
- Kol çevresine uygun büyüklükte manşet kullanılmalıdır.
- En az iki ölçüm, 1–2 dakika arayla yapılmalı ve ortalaması alınmalıdır.
- İlk değerlendirmede kan basıncı her iki koldan ölçülmelidir.
- Sonraki ölçümler, sürekli olarak daha yüksek değer saptanan koldan yapılmalıdır.
Manşetin şişirilebilir bölümünün uzunluğu kol çevresinin yaklaşık %75–100’ünü, genişliği ise yaklaşık %37–50’sini kapsamalıdır. Kol çevresine göre küçük manşet kullanılması kan basıncını olduğundan yüksek; büyük manşet kullanılması ise olduğundan düşük gösterebilir. Bu durum özellikle obez hastalarda klinik açıdan önemlidir.
Oskültatuvar ölçüm yapılacaksa radial nabzın kaybolduğu basınç palpasyonla belirlenmeli, manşet bu değerin yaklaşık 20–30 mmHg üzerine kadar şişirilmelidir. Basınç saniyede yaklaşık 2 mmHg hızla azaltılmalı; ilk Korotkoff sesi sistolik, seslerin kaybolduğu beşinci faz ise diyastolik kan basıncı olarak kaydedilmelidir.
Acil Serviste Kan Basıncı Ölçümünün Doğrulanması
Acil serviste ilk ölçüm yüksek bulunduğunda, hastanın klinik durumu izin veriyorsa ölçüm uygun manşetle ve doğru pozisyonda tekrarlanmalıdır. Ağrı, ajitasyon, hipoksi, idrar retansiyonu veya yoksunluk gibi düzeltilebilir faktörler tedavi edildikten sonra yeniden ölçüm yapılmalıdır.
Ancak göğüs ağrısı, nefes darlığı, nörolojik defisit, bilinç değişikliği, görme kaybı veya aort diseksiyonu şüphesi bulunan hastalarda ölçümü tekrar etmek amacıyla tanı ve tedavi geciktirilmemelidir. Bu hastalarda monitörizasyon, damar yolu, hedef organ değerlendirmesi ve gerekli görüntüleme eş zamanlı yürütülmelidir.
Akut aort sendromundan şüpheleniliyorsa kan basıncı her iki koldan ölçülmeli; nabızlar arasında asimetri, belirgin basınç farkı ve yeni gelişen aort yetersizliği üfürümü araştırılmalıdır. İki kol arasında kalıcı sistolik basınç farkı bulunması subklavian arter hastalığı, aort patolojisi veya diğer vasküler hastalıkları düşündürebilir.
Rutin tanı ve izlem için tercih edilen bölge üst koldur. Üst koldan ölçüm mümkün değilse bilek veya alt ekstremiteden ölçüm yapılabilir; ancak bu değerlerin brakiyal ölçümle doğrudan eşdeğer olmadığı bilinmelidir. Alt ekstremite sistolik basıncı normalde brakiyal basınçtan daha yüksek olabilir ve birçok osilometrik cihaz alt ekstremite ölçümü için doğrulanmamıştır.

Ayakta Kan Basıncı Ölçümü
Yaşlılarda, diyabeti bulunanlarda, otonom disfonksiyon düşünülenlerde, antihipertansif tedavi alanlarda ve baş dönmesi, presenkop veya düşme öyküsü olan hastalarda ortostatik kan basıncı değerlendirilmelidir.
Hasta en az 5 dakika yatar veya oturur pozisyonda dinlendirildikten sonra ayağa kaldırılır; kan basıncı 1. ve 3. dakikalarda yeniden ölçülür. Ayağa kalkmayı izleyen 3 dakika içinde:
- Sistolik kan basıncında ≥20 mmHg veya
- Diyastolik kan basıncında ≥10 mmHg
düşme olması ortostatik hipotansiyonla uyumludur. Eşlik eden semptomlar ve kalp hızı yanıtı da kaydedilmelidir.
Hipertansiyon Tanısının Doğrulanması
Acil hedef organ hasarı veya çok yüksek kan basıncı bulunmayan hastalarda hipertansiyon tanısı, tek bir ölçüme dayanarak konulmamalıdır. Farklı zamanlarda yapılan ölçümlerin ortalaması kullanılmalı ve mümkünse tanı evde kan basıncı izlemi veya ambulatuvar kan basıncı monitörizasyonuyla doğrulanmalıdır.
Acil serviste ağrı, korku veya akut hastalık sırasında saptanan yüksek değer, hastada kronik hipertansiyon bulunduğunu düşündürebilir; ancak tek başına kesin hipertansiyon tanısı koydurmaz. Buna karşılık akut hedef organ hasarı bulunan hastada seri ölçümler veya ayaktan doğrulama beklenmeden hipertansif acil yönetimine başlanmalıdır.
Evde Kan Basıncı İzlemi
Evde kan basıncı izlemi, hipertansiyon tanısının doğrulanması ve uzun dönem tedavinin değerlendirilmesi için pratik bir yöntemdir. Özellikle şu durumlarda yararlıdır:
- Yeni hipertansiyon şüphesi
- Beyaz önlük hipertansiyonu
- Maskeli hipertansiyon
- Tedavi etkinliğinin izlenmesi
- Kontrolsüz veya dirençli hipertansiyon
- Antihipertansif tedavinin titrasyonu
- Kontrolsüz beyaz önlük etkisinin araştırılması
Hasta, klinik olarak doğrulanmış üst kol cihazı kullanmalıdır. Tercihen sabah ilaç ve kahvaltıdan önce, akşam ise uygun dinlenme sonrasında; her seferinde 1 dakika arayla iki ölçüm yapılmalıdır. Ölçümler ideal olarak en az 3, tercihen 7 gün sürdürülmeli ve ortalamaları değerlendirilmelidir.
2025 AHA/ACC yaklaşımında evde kan basıncı ortalamasının ≥130/80 mmHg olması hipertansiyonla uyumludur. Avrupa kılavuzlarında ofis hipertansiyonu eşiği olan ≥140/90 mmHg’ye karşılık gelen ev ölçüm eşiği genel olarak ≥135/85 mmHg kabul edilir. Bu nedenle sonuçlar değerlendirilirken kullanılan kılavuz ve buna karşılık gelen ofis eşiği belirtilmelidir.
Ambulatuvar Kan Basıncı Monitörizasyonu
Ambulatuvar kan basıncı monitörizasyonu, ofis dışı değerlendirmede referans yöntemdir. Cihaz genellikle 24 saat boyunca gündüz 15–30 dakikada, gece ise 30–60 dakikada bir ölçüm yapar. Böylece gündüz, gece ve 24 saatlik kan basıncı ortalamalarının yanı sıra gece düşüş paterni, sabah yükselmesi ve kısa dönem kan basıncı değişkenliği değerlendirilebilir.
2025 AHA/ACC sınıflamasında ofis kan basıncının ≥130/80 mmHg olmasına karşılık gelen ambulatuvar hipertansiyon eşikleri:
- 24 saatlik ortalama: ≥125/75 mmHg
- Gündüz ortalaması: ≥130/80 mmHg
- Gece ortalaması: ≥110/65 mmHg
2023 ESH yaklaşımında ofis kan basıncının ≥140/90 mmHg olmasına karşılık gelen eşikler ise:
- 24 saatlik ortalama: ≥130/80 mmHg
- Gündüz ortalaması: ≥135/85 mmHg
- Gece ortalaması: ≥120/70 mmHg
Bu iki eşik grubu birbirine karıştırılmamalıdır. Amerikan ve Avrupa kılavuzlarındaki farklılık, büyük ölçüde ofis hipertansiyonu için kullanılan tanısal sınırların farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
Beyaz Önlük ve Maskeli Hipertansiyon
Beyaz önlük hipertansiyonu, antihipertansif tedavi almayan bir kişide ofis kan basıncının yüksek, ev veya ambulatuvar ölçümlerin normal olmasıdır. Tedavi alan hastalarda aynı durum “beyaz önlük etkisi” veya “beyaz önlük kontrolsüz hipertansiyonu” olarak adlandırılabilir.
Maskeli hipertansiyon, tedavi almayan bir kişide ofis kan basıncının normal, ev veya ambulatuvar ölçümlerin yüksek olmasıdır. Tedavi alan hastalarda “maskeli kontrolsüz hipertansiyon” terimi kullanılır.
Maskeli hipertansiyonun kardiyovasküler riski, sürekli hipertansiyonun riskine yakındır. Beyaz önlük hipertansiyonu ise tamamen iyi huylu kabul edilmemeli; metabolik risk faktörleri ve hedef organ hasarı açısından değerlendirilmeli ve düzenli izlenmelidir. Evde ölçüm ve ambulatuvar monitörizasyon bu fenotiplerin ayırt edilmesinde temel yöntemlerdir. Evde kan basıncı izlemi ve kılavuz önerileri
Öykü
Ayrıntılı öykünün amaçları şunlardır:
- Hipertansiyonun süresini ve şiddetini belirlemek
- Akut hedef organ hasarını tanımak
- Birincil ve sekonder hipertansiyonu ayırt etmek
- Kan basıncını yükselten ilaç ve maddeleri belirlemek
- Kardiyovasküler risk faktörlerini saptamak
- Önceki tedaviyi ve tedaviye uyumu değerlendirmek

Hipertansiyon Öyküsü
Aşağıdaki bilgiler sorgulanmalıdır:
- Hipertansiyonun ilk tanı yaşı ve tanı tarihi
- Önceki en yüksek kan basıncı değerleri
- Ev ve ambulatuvar kan basıncı ölçümleri
- Kullanılan antihipertansif ilaçlar, dozları ve son alınma zamanı
- İlacın düzensiz kullanılması veya aniden kesilmesi
- Önceki hipertansif acil veya hastane yatışları
- Tedaviye bağlı yan etkiler
- Bilinen hedef organ hasarı
- Ailede hipertansiyon, erken kardiyovasküler hastalık veya erken yaşta inme öyküsü
Kan basıncının yaş ve kilo artışıyla birlikte yavaş yükselmesi, aile öyküsü ve yaşam tarzı risklerinin bulunması birincil hipertansiyonu destekler. Genç yaşta ani başlangıç, hızla kötüleşme, dirençli hipertansiyon veya beklenenden ağır hedef organ hasarı sekonder hipertansiyon olasılığını artırır.
Akut Hedef Organ Hasarına Yönelik Öykü
Ciddi kan basıncı yüksekliği bulunan hastada aşağıdaki belirtiler özellikle sorgulanmalıdır:
Nörolojik:
- Yeni başlayan şiddetli baş ağrısı
- Bilinç değişikliği veya konfüzyon
- Nöbet
- Fokal güç veya duyu kaybı
- Konuşma bozukluğu
- Ataksi
- Görme kaybı veya görsel bozukluk
- Bulantı ve kusma
Kardiyak:
- Göğüs ağrısı veya baskı hissi
- Çarpıntı
- Senkop veya presenkop
- Yeni gelişen efor kapasitesi kaybı
Aort patolojisi:
- Ani başlayan, şiddetli, yırtılır tarzda göğüs veya sırt ağrısı
- Ağrının göç etmesi
- Senkop
- Yeni nörolojik defisit
- Ekstremitede ağrı, soğukluk veya güçsüzlük
Kalp yetersizliği ve akciğer ödemi:
- Ani nefes darlığı
- Ortopne
- Paroksismal nokturnal dispne
- Köpüklü balgam
- Hızla gelişen egzersiz intoleransı
Renal:
- İdrar miktarında azalma
- Hematüri
- Yeni gelişen ödem
- Kilo artışı
- Bilinen böbrek hastalığında kötüleşme
Gebelikle ilişkili:
- Gebelik haftası ve postpartum süre
- Şiddetli baş ağrısı
- Görme bozukluğu
- Epigastrik veya sağ üst kadran ağrısı
- Nöbet
- Vajinal kanama
- Fetal hareketlerde azalma
Baş ağrısı, baş dönmesi veya epistaksis tek başına akut hedef organ hasarını kanıtlamaz. Bu belirtiler klinik muayene, laboratuvar ve gerektiğinde görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Sekonder Hipertansiyona Yönelik Öykü
Sekonder hipertansiyonu düşündürebilecek öykü özellikleri şunlardır:
- Genç yaşta başlayan Evre 2 veya Evre 3 hipertansiyon
- Daha önce stabilken ani başlayan veya hızla kötüleşen hipertansiyon
- Üçlü tedaviye rağmen kontrol sağlanamaması
- Hipokalemi
- Tekrarlayan ani kan basıncı atakları
- Beklenenden fazla hedef organ hasarı
- Böbrek fonksiyonunda açıklanamayan bozulma
- ACE inhibitörü veya ARB başladıktan sonra kreatininde belirgin artış
- Tekrarlayan ani akciğer ödemi
- Ailede erken hipertansiyon veya erken inme öyküsü
Belirli sekonder nedenlere yönelik ipuçları:
- Primer aldosteronizm: Kas güçsüzlüğü, kramplar, poliüri, polidipsi ve hipokalemi; ancak normal potasyum düzeyi hastalığı dışlamaz.
- Feokromositoma/paraganglioma: Ataklar halinde baş ağrısı, terleme, çarpıntı, solukluk, tremor ve değişken kan basıncı.
- Obstrüktif uyku apnesi: Horlama, tanıklı apne, sabah baş ağrısı, gündüz aşırı uyku hali ve dirençli hipertansiyon.
- Renovasküler hipertansiyon: Ani başlangıç veya kötüleşme, tekrarlayan akciğer ödemi, açıklanamayan böbrek fonksiyon kaybı.
- Böbrek hastalığı: Ödem, hematüri, köpüklü idrar, noktüri, poliüri veya oligüri.
- Hipertiroidi: Kilo kaybı, sıcak intoleransı, terleme, tremor ve çarpıntı.
- Hipotiroidi: Kilo artışı, soğuk intoleransı, kabızlık, halsizlik ve cilt kuruluğu.
- Cushing sendromu: Santral obezite, kolay morarma, proksimal kas güçsüzlüğü, geniş mor strialar ve glukoz intoleransı.
- Aort koarktasyonu: Genç yaşta hipertansiyon, egzersizle bacak ağrısı veya güçsüzlük ve soğuk alt ekstremiteler.
- Primer hiperparatiroidi: Böbrek taşı, kemik ağrısı, kabızlık ve nöropsikiyatrik belirtiler.
İlaç ve Madde Öyküsü
Reçeteli ilaçlar, reçetesiz ürünler, bitkisel preparatlar, enerji içecekleri ve yasa dışı maddeler ayrı ayrı sorgulanmalıdır. Özellikle:
- Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar
- Oral kontraseptifler
- Kortikosteroidler
- Dekonjestanlar
- Siklosporin ve takrolimus
- Eritropoez uyarıcı ajanlar
- Uyarıcı ilaçlar
- Monoamin oksidaz inhibitörleri
- Bazı antidepresanlar
- Kokain ve amfetamin
- Anabolik steroidler
- Meyan kökü içeren ürünler
- Aşırı kafein ve enerji içeceği
- Alkol tüketimi veya yoksunluğu
sorgulanmalıdır. Klonidin veya beta blokerlerin ani kesilmesi rebound hipertansiyona neden olabileceğinden ilaçların son alınma zamanı özellikle öğrenilmelidir.
Fizik Muayene
Fizik muayene, hipertansiyonun şiddetini belirlemekten çok akut hedef organ hasarını, sekonder nedenleri ve eşlik eden kardiyovasküler hastalıkları saptamaya yönelmelidir.
Genel Değerlendirme
- Bilinç düzeyi ve Glasgow Koma Skoru
- Genel görünüm, ajitasyon veya letarji
- Solunum sıkıntısı
- Terleme, solukluk veya tremor
- Boy, kilo, beden kitle indeksi ve bel çevresi
- Cushingoid görünüm veya tiroid hastalığı bulguları
- Periferik ve pulmoner ödem
- Gebelik durumu
Vital Bulgular
- Her iki koldan kan basıncı
- Kalp hızı ve ritmi
- Solunum sayısı
- Oksijen satürasyonu
- Vücut sıcaklığı
- Gerektiğinde ortostatik kan basıncı ve nabız
Nörolojik Muayene
- Bilinç ve oryantasyon
- Pupiller ve kraniyal sinirler
- Konuşma
- Motor ve duyu muayenesi
- Serebellar testler
- Yürüme ve denge
- Meningeal irritasyon bulguları
- Nöbet aktivitesi
- Akut inme şüphesinde NIHSS
Bilinç değişikliği, nöbet veya yaygın nörolojik belirtiler hipertansif ensefalopatiyi; fokal nörolojik defisit ise iskemik veya hemorajik inmeyi düşündürmelidir. Hipertansif ensefalopati tanısı konulmadan önce inme, intrakraniyal kanama, metabolik bozukluk ve toksikolojik nedenler dışlanmalıdır.
Kardiyovasküler Muayene
- Kalp ritmi ve üfürümler
- S3 veya S4 gallop
- Yeni aort yetersizliği üfürümü
- Juguler venöz dolgunluk
- Periferik nabızların simetrisi
- İki kol arasındaki basınç farkı
- Periferik perfüzyon ve kapiller dolum
- Alt ekstremite ödemi
- Karotis, abdominal ve renal arter üfürümleri
Yeni diyastolik üfürüm, nabız asimetrisi veya belirgin kollar arası basınç farkı akut aort sendromu açısından uyarıcıdır. Femoral nabızların zayıf veya gecikmiş olması aort koarktasyonunu düşündürebilir.
Solunum Sistemi Muayenesi
- Solunum eforu ve yardımcı kas kullanımı
- Akciğerlerde raller
- Wheezing
- Oksijenasyon bozukluğu
- Köpüklü balgam
- Hipertansif akut kalp yetersizliği bulguları
Yaygın bilateral raller, hipoksemi, ortopne ve belirgin solunum sıkıntısı hipertansif akut akciğer ödemini düşündürür.
Göz Dibi Muayenesi
Mümkün olduğunda ciddi hipertansiyonu bulunan hastalarda fundoskopik muayene yapılmalıdır. Aşağıdaki bulgular araştırılır:
- Arterioler daralma
- Arteriyovenöz çaprazlaşma değişiklikleri
- Alev şeklinde kanamalar
- Yumuşak eksüdalar
- Sert eksüdalar
- Papilödem
Bilateral retinal kanamalar, eksüdalar veya papilödem, ciddi hipertansif retinopati ve akut mikrovasküler hasar lehinedir. Özellikle papilödem hipertansif acil açısından önemli bir bulgudur; ancak papilödem bulunmaması akut hedef organ hasarını dışlamaz.
Abdominal ve Renal Muayene
- Abdominal veya renal arter üfürümü
- Palpe edilebilir böbrekler
- Aort anevrizması bulguları
- Hepatomegali veya asit
- Mesane distansiyonu
- Abdominal strialar ve Cushingoid bulgular
Sonuç olarak ciddi kan basıncı yüksekliği bulunan hastanın değerlendirmesi, yalnızca ölçülen değerin tekrar edilmesinden ibaret değildir. Doğru ölçümün ardından öykü ve fizik muayene; akut hedef organ hasarının varlığını, hipertansif acili tetikleyen etkenleri ve olası sekonder hipertansiyon nedenlerini hızla belirlemeye yönelmelidir. Acil serviste tedavi kararını belirleyen esas unsur kan basıncının mutlak değeri değil, devam eden akut organ hasarının bulunup bulunmamasıdır.
Acil Serviste Değerlendirme
Acil serviste ciddi kan basıncı yüksekliği bulunan hastanın değerlendirilmesindeki temel amaç, hipertansiyonun uzun dönem kardiyovasküler riskini belirlemekten önce akut hedef organ hasarının bulunup bulunmadığını saptamaktır. Kan basıncının sayısal değeri tek başına hipertansif acil tanısı koydurmaz ve tetkik kapsamını belirlemez.
Değerlendirme şu temel sorulara yanıt vermelidir:
- Kan basıncı doğru teknikle ölçüldü mü?
- Akut hedef organ hasarı var mı?
- Kan basıncı yükselmesini tetikleyen akut bir neden bulunuyor mu?
- Hastada sekonder hipertansiyon düşündüren bulgular var mı?
- Hastanın acil intravenöz tedaviye, monitörizasyona veya yoğun bakım yatışına ihtiyacı var mı?
İlk Değerlendirme
Hasta öncelikle AcBCDE yaklaşımıyla değerlendirilmelidir. Havayolu açıklığı, solunum, dolaşım, bilinç düzeyi ve genel görünüm hızla kontrol edilir. Solunum sıkıntısı, hipoksemi, bilinç değişikliği, nöbet, fokal nörolojik defisit, akut göğüs veya sırt ağrısı bulunan hastalarda tanısal değerlendirme ile resüsitasyon eş zamanlı yürütülmelidir.
İlk yaklaşımda:
- Hasta kardiyak monitöre bağlanmalıdır.
- Oksijen satürasyonu izlenmelidir.
- Uygun büyüklükte manşetle seri kan basıncı ölçümü yapılmalıdır.
- Akut aort sendromu şüphesinde kan basıncı her iki koldan ölçülmelidir.
- En az bir, tercihen iki periferik damar yolu açılmalıdır.
- Bilinç değişikliği varsa parmak ucu glukoz ölçülmelidir.
- Gebelik olasılığı bulunan hastalarda gebelik durumu belirlenmelidir.
- Kritik hastalarda idrar çıkışı yakından izlenmelidir.
- İntravenöz antihipertansif tedavi uygulanacaksa sık aralıklı veya sürekli kan basıncı izlemi sağlanmalıdır.
Kan basıncı noninvaziv yöntemle güvenilir biçimde izlenemiyorsa, hastada hızlı titre edilen intravenöz ilaç kullanılıyorsa veya hemodinamik durum çok değişkense intraarteriyel kan basıncı monitörizasyonu düşünülmelidir.
Akut Hedef Organ Hasarının Araştırılması
Hipertansif acil tanısını destekleyen başlıca akut hedef organ hasarları şunlardır:
- Hipertansif ensefalopati
- Posterior reversibl ensefalopati sendromu
- İskemik inme
- İntraserebral veya subaraknoid kanama
- Akut koroner sendrom
- Akut kalp yetersizliği ve kardiyojenik akciğer ödemi
- Akut aort sendromu
- Akut böbrek hasarı
- Malign hipertansiyon ve trombotik mikroanjiyopati
- İleri hipertansif retinopati ve papilödem
- Preeklampsi veya eklampsi
- Feokromositoma krizi
- Sempatomimetik madde kullanımına bağlı akut organ hasarı
Baş ağrısı, baş dönmesi, anksiyete, çarpıntı veya epistaksis tek başına akut hedef organ hasarı değildir. Bu belirtiler tanıyı yönlendirebilir ancak hipertansif acil tanısı için objektif organ hasarı bulguları gerekir.

Laboratuvar İncelemeleri
Hipertansif acil şüphesinde başlangıç laboratuvar değerlendirmesi hastanın klinik tablosuna göre bireyselleştirilmelidir. Çoğu hastada aşağıdaki incelemeler uygundur:
Temel incelemeler
- Tam kan sayımı
- Serum sodyum ve potasyum
- Üre ve kreatinin
- Tahmini glomerüler filtrasyon hızı
- Serum glukozu
- Tam idrar analizi
- İdrarda protein veya albümin değerlendirmesi
- 12 derivasyonlu elektrokardiyografi
Serum kreatinin ve eGFR, akut böbrek hasarının ve daha önce mevcut kronik böbrek hastalığının değerlendirilmesine yardımcı olur. Ancak önceki kreatinin değeri bilinmeden tek bir yüksek değerin akut mu yoksa kronik mi olduğu her zaman belirlenemez. Oligüri, hızlı kreatinin artışı ve aktif idrar sedimenti akut renal hedef organ hasarını destekler.
İdrar analizinde proteinüri, albüminüri, hematüri ve silendirler araştırılmalıdır. Proteinüri veya albuminüri hipertansiyona bağlı renal hasarı gösterebilir; ancak kronik böbrek hastalığında da bulunabileceğinden klinik bağlamla birlikte değerlendirilmelidir.
Tam kan sayımı, özellikle malign hipertansiyon ve trombotik mikroanjiyopati şüphesinde önemlidir. Anemi ve trombositopeni saptanması durumunda mikroanjiyopatik hemoliz araştırılmalıdır.
Klinik duruma göre ek testler
- Yüksek duyarlılıklı kardiyak troponin
- BNP veya NT-proBNP
- Karaciğer fonksiyon testleri
- Laktat
- Kan gazı
- LDH, haptoglobin, retikülosit ve periferik yayma
- Koagülasyon testleri
- Toksikolojik tarama
- Serum veya idrar gebelik testi
- Gebelerde idrar protein/kreatinin oranı
- Gebelerde trombosit, kreatinin, AST, ALT ve LDH
- Tiroid fonksiyon testleri
- Plazma metanefrinleri
- Renin ve aldosteron değerlendirmesi
Bu testlerin tamamının her hastada rutin olarak istenmesi gerekmez.
Kardiyak biyobelirteçler
Göğüs ağrısı, dispne, iskemik EKG değişikliği veya akut koroner sendrom şüphesi varsa seri yüksek duyarlılıklı troponin ölçümü yapılmalıdır. Troponin yüksekliği akut miyokard enfarktüsüne bağlı olabileceği gibi ağır hipertansiyon, akut kalp yetersizliği, taşikardi veya böbrek yetersizliğiyle ilişkili miyokard hasarını da gösterebilir. Bu nedenle troponin sonucu klinik tablo, seri değişim ve EKG ile birlikte yorumlanmalıdır.
BNP veya NT-proBNP, akut dispnenin kardiyak kökenli olup olmadığının değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Ancak böbrek yetersizliği, ileri yaş ve kronik kalp yetersizliği bu belirteçleri yükseltebilir.
Trombotik mikroanjiyopati değerlendirmesi
Malign hipertansiyon; endotel hasarı, eritrosit parçalanması ve trombosit tüketimiyle seyreden trombotik mikroanjiyopatiye neden olabilir. Anemi veya trombositopeni varsa:
- Periferik yaymada şistosit
- LDH yüksekliği
- Haptoglobin düşüklüğü
- İndirekt bilirubin yüksekliği
- Retikülositoz
araştırılmalıdır.
Malign hipertansiyona bağlı mikroanjiyopati ile trombotik trombositopenik purpura birbirinden ayrılmalıdır. Ağır trombositopeni, açıklanamayan nörolojik bulgular ve belirgin mikroanjiyopatik hemoliz varsa hematoloji değerlendirmesi ve uygun koşullarda ADAMTS13 incelemesi düşünülmelidir. Ancak kritik hastada gerekli tedavi, test sonucu beklenerek geciktirilmemelidir.
Elektrokardiyografi
Ciddi hipertansiyonu ve olası akut hedef organ hasarı bulunan hastalarda 12 derivasyonlu EKG çekilmelidir. EKG ile:
- Akut miyokard iskemisi veya enfarktüs
- Sol ventrikül hipertrofisi
- Strain paterni
- Atriyal fibrilasyon
- Taşiaritmiler ve bradiaritmiler
- Elektrolit bozukluklarına ait değişiklikler
araştırılır.
Sol ventrikül hipertrofisi, kronik hipertansiyona bağlı kardiyak hedef organ hasarının önemli bir göstergesidir ve bağımsız kardiyovasküler risk taşır. Ancak EKG’nin LVH için duyarlılığı sınırlıdır; normal EKG sol ventrikül hipertrofisini dışlamaz.
Görüntüleme
Görüntüleme yöntemi hastanın semptomları, fizik muayene bulguları ve düşünülen akut hedef organ hasarına göre seçilmelidir. Yalnızca kan basıncının yüksek olması, rutin olarak beyin BT’si veya toraks BT’si çekilmesi için yeterli değildir.
Akciğer grafisi
Göğüs ağrısı, dispne veya kalp yetersizliği bulguları varsa istenebilir. Şu bulgular değerlendirilebilir:
- Kardiyomegali
- Pulmoner vasküler konjesyon
- İnterstisyel veya alveoler ödem
- Plevral efüzyon
- Mediasten genişliği
Normal akciğer grafisi akut kalp yetersizliğini veya akut aort sendromunu tamamen dışlamaz.
Yatak başı ultrasonografi
Acil serviste yatak başı ultrasonografi hızlı ve tekrarlanabilir bir değerlendirme sağlar. Klinik tabloya göre:
- Sol ventrikül sistolik fonksiyonu
- Bölgesel duvar hareketleri
- Akciğer B çizgileri
- Plevral efüzyon
- İnferior vena kava
- Perikardiyal efüzyon
- Sağ ventrikül genişlemesi
- Abdominal aort
- Mesane distansiyonu
değerlendirilebilir.
Yatak başı ultrasonografi, kapsamlı ekokardiyografi veya bilgisayarlı tomografinin yerini her zaman tutmaz; ancak kritik hastada erken tanı ve tedavi yönlendirmesinde değerlidir.
Ekokardiyografi
Akut kalp yetersizliği, kardiyojenik akciğer ödemi, akut koroner sendrom, aort yetersizliği, perikardiyal efüzyon veya aort diseksiyonu komplikasyonu düşünülen hastalarda yapılmalıdır.
Ekokardiyografi ile:
- Sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonu
- Sol ventrikül hipertrofisi
- Bölgesel duvar hareket kusuru
- Kapak patolojileri
- Aort kökü
- Perikardiyal efüzyon
- Sağ kalp fonksiyonları
değerlendirilebilir.
Beyin görüntülemesi
Aşağıdaki durumlarda kontrastsız beyin BT’si acil olarak yapılmalıdır:
- Fokal nörolojik defisit
- Ani ve şiddetli baş ağrısı
- Bilinç değişikliği
- Nöbet
- Akut inme veya intrakraniyal kanama şüphesi
- Travma veya antikoagülan kullanımıyla birlikte nörolojik bulgular
Kontrastsız beyin BT’si akut intrakraniyal kanamayı göstermek için ilk basamak yöntemdir. Akut iskemik inmenin erken döneminde BT normal olabilir. Büyük damar tıkanıklığı düşünülüyorsa BT anjiyografi ve uygun hastalarda perfüzyon görüntüleme yapılmalıdır.
Hipertansif ensefalopati veya posterior reversibl ensefalopati sendromu düşünülen hastalarda manyetik rezonans görüntüleme, özellikle posterior bölgelerdeki vazojenik ödemi göstermede BT’den daha duyarlıdır. Ancak kritik hastada ilk görüntüleme çoğunlukla kanamayı dışlamak amacıyla kontrastsız BT’dir.
Akut aort sendromu görüntülemesi
Ani başlayan şiddetli göğüs veya sırt ağrısı, nabız asimetrisi, kollar arasında kan basıncı farkı, yeni aort yetersizliği üfürümü, nörolojik defisit veya açıklanamayan şok varsa akut aort sendromu düşünülmelidir.
Hemodinamik olarak stabil hastada tercih edilen yöntem genellikle aortanın BT anjiyografisidir. Hemodinamik olarak instabil, BT’ye götürülemeyen veya kontrast kullanılamayan seçilmiş hastalarda transözofageal ekokardiyografi kullanılabilir. Görüntüleme, kan basıncı ve kalp hızı kontrolü başlatılırken eş zamanlı planlanmalıdır.
Göz Dibi Değerlendirmesi
Ciddi hipertansiyonu bulunan hastalarda mümkünse fundoskopik muayene yapılmalıdır. Retinal kanamalar, yumuşak eksüdalar ve papilödem akut hipertansif mikrovasküler hasarı destekler.
Özellikle papilödem, malign hipertansiyon ve hipertansif acil açısından önemli bir bulgudur. Bununla birlikte papilödemin bulunmaması akut hedef organ hasarını dışlamaz. Doğrudan oftalmoskopinin yetersiz olduğu durumlarda nonmidriyatik fundus kamerası kullanılabilir.

Gebelikte Değerlendirme
Gebelik olasılığı bulunan hastalarda gebelik testi yapılmalı; gebe veya postpartum hastalarda preeklampsi ve eklampsi yönünden değerlendirme geciktirilmemelidir.
Gebelikte şiddetli hipertansiyon saptandığında:
- Tam kan sayımı ve trombosit
- Serum kreatinin
- AST ve ALT
- LDH
- İdrar protein/kreatinin oranı
- Gerektiğinde periferik yayma
- Fetal değerlendirme
yapılmalıdır.
Baş ağrısı, görme bozukluğu, sağ üst kadran veya epigastrik ağrı, pulmoner ödem, trombositopeni, karaciğer enzim yüksekliği, böbrek fonksiyon bozukluğu ve nöbet ciddi preeklampsi veya eklampsiyi düşündürür. Proteinüri bulunmaması, diğer ciddi organ disfonksiyonu bulguları varsa preeklampsiyi dışlamaz.
Sekonder Nedenlere Yönelik Değerlendirme
Sekonder hipertansiyon araştırması çoğunlukla ayaktan ve planlı olarak yapılır. Ancak aşağıdaki durumlarda acil serviste sekonder neden düşünülmelidir:
- Genç yaşta başlayan ağır hipertansiyon
- Ani ve paroksismal kan basıncı yükselmesi
- Dirençli hipertansiyon
- Açıklanamayan hipokalemi
- Akut böbrek hasarı
- Tekrarlayan ani akciğer ödemi
- Feokromositoma krizini düşündüren ataklar
- Kokain veya amfetamin kullanımı
- Gebelikle ilişkili hipertansiyon
- Antihipertansif ilaçların ani kesilmesi
Toksikolojik maruziyet düşünülüyorsa kokain, amfetamin, sempatomimetikler, monoamin oksidaz inhibitörleri, reçetesiz dekonjestanlar ve enerji ürünleri sorgulanmalıdır. Toksikoloji testi klinik değerlendirmeyi destekleyebilir; ancak negatif sonuç maruziyeti tamamen dışlamaz ve tedavi test sonucuna bağlı olarak geciktirilmemelidir.
Renin, aldosteron, plazma veya idrar metanefrinleri ve kortizol gibi hormon testleri akut hastalık, stres, kullanılan ilaçlar ve hastanın pozisyonundan etkilenebilir. Bu nedenle hemodinamik olarak stabil olmayan hastada sonuçların yorumlanması güçtür. Feokromositoma krizi gibi acil bir durum dışında ayrıntılı endokrin inceleme genellikle stabilizasyon sonrasına bırakılmalıdır.
Akut Hedef Organ Hasarı Olmayan Şiddetli Hipertansiyon
Kan basıncı >180/120 mmHg olmasına rağmen akut hedef organ hasarı bulunmayan hastalar, güncel 2025 AHA/ACC terminolojisinde şiddetli hipertansiyon olarak değerlendirilir. Önceki “hipertansif aciliyet” terimi, gereksiz acil tedavi algısı oluşturduğu için artık tercih edilmemektedir.
Bu hastalarda:
- Rutin geniş laboratuvar paneli zorunlu değildir.
- Her hastaya troponin, BNP, beyin BT’si veya ekokardiyografi istenmemelidir.
- Tetkikler öykü, fizik muayene, eşlik eden hastalıklar ve takip imkânına göre seçilmelidir.
- Ağrı, anksiyete, hipoksi, idrar retansiyonu veya yoksunluk gibi nedenler düzeltilmelidir.
- Kronik antihipertansif tedavi ve ilaç uyumu gözden geçirilmelidir.
- İntravenöz ilaçla hızlı kan basıncı düşürülmemelidir.
- Güvenilir ve yakın ayaktan takip planlanmalıdır.
Takip olanağı zayıf, daha önce sağlık hizmetine erişememiş, bilinen böbrek hastalığı bulunan veya uzun süreli tedavi başlanması düşünülen hastalarda kreatinin, elektrolitler, idrar analizi ve EKG gibi temel incelemeler acil serviste yapılabilir.
Yeni Hipertansiyon Tanısında Temel Değerlendirme
Acil hedef organ hasarı olmayan ancak yeni hipertansiyon tanısı düşünülen hastalarda uzun dönem değerlendirme kapsamında şu testler önerilir:
- Tam kan sayımı
- Açlık glukozu veya HbA1c
- Serum sodyum, potasyum ve kalsiyum
- Serum kreatinin ve eGFR
- Lipid profili
- İdrar analizi
- İdrar albümin/kreatinin oranı
- 12 derivasyonlu EKG
- Klinik gereklilik varsa TSH
2025 AHA/ACC yaklaşımında idrar albümin/kreatinin oranı, yalnızca isteğe bağlı bir test olmaktan çıkarılarak başlangıçtaki renal ve kardiyovasküler risk değerlendirmesinin önemli bir parçası haline getirilmiştir. Ekokardiyografi ise her hastada rutin değildir; EKG’de LVH, kalp yetersizliği, üfürüm, yapısal kalp hastalığı veya açıklanamayan semptomlar varsa yapılmalıdır.
Sonuç olarak acil serviste tetkik yaklaşımı kan basıncının sayısal değerine göre değil, şüphelenilen akut hedef organ hasarına göre belirlenmelidir. Hipertansif acil düşünülen hastada değerlendirme hızlı, kapsamlı ve hedefe yönelik olmalı; akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyonda ise gereksiz tetkiklerden, hastane yatışından ve kontrolsüz kan basıncı düşürülmesinden kaçınılmalıdır.
Tedavi ve Yönetim
Acil serviste ciddi kan basıncı yüksekliğinin tedavisi, yalnızca ölçülen sayısal değere göre değil, akut hedef organ hasarının varlığına ve etkilenen organa göre planlanmalıdır. Aynı kan basıncı değerine sahip iki hastadan biri yakın ayaktan takip ve oral tedaviyle yönetilebilirken, diğeri intravenöz antihipertansif tedavi ve yoğun bakım izlemi gerektirebilir.
Güncel yaklaşım iki temel klinik grubu birbirinden ayırır:
Şiddetli Hipertansiyon
Kan basıncının genellikle >180/120 mmHg olmasına rağmen akut hedef organ hasarının bulunmadığı durumdur. Önceki kılavuzlarda kullanılan “hipertansif aciliyet” terimi, gereksiz ve agresif acil tedavi algısı oluşturduğu için 2025 AHA/ACC yaklaşımında artık tercih edilmemektedir.
Hipertansif Acil
Ciddi kan basıncı yüksekliğine aşağıdaki akut hedef organ hasarlarından birinin eşlik etmesidir:
- Hipertansif ensefalopati
- İskemik veya hemorajik inme
- Akut koroner sendrom
- Akut kalp yetersizliği ve akciğer ödemi
- Akut aort sendromu
- Akut böbrek hasarı
- Malign hipertansiyon ve trombotik mikroanjiyopati
- İleri hipertansif retinopati veya papilödem
- Preeklampsi veya eklampsi
- Feokromositoma ya da sempatomimetik kriz
Hipertansif acil tanısında belirleyici olan mutlak kan basıncı değeri değil, devam eden akut organ hasarıdır. Akut glomerülonefrit, gebelik veya feokromositoma gibi durumlarda akut organ hasarı, 180/120 mmHg’nin altındaki değerlerde de gelişebilir.

Şiddetli Hipertansiyonun Yönetimi
Akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyonda kan basıncının acil serviste hızla normale indirilmesi gerekmez. Bu hastalarda intravenöz antihipertansif tedavi veya hızlı etkili oral ilaçlarla agresif düşürme; serebral, koroner ve renal hipoperfüzyona neden olabilir.
İlk yaklaşım
- Kan basıncı doğru teknik ve uygun manşetle tekrar ölçülmelidir.
- Hasta mümkünse sessiz bir ortamda dinlendirilmelidir.
- Ağrı, anksiyete, hipoksi, idrar retansiyonu ve yoksunluk gibi tetikleyiciler düzeltilmelidir.
- Kullanılan antihipertansif ilaçlar ve son doz zamanı öğrenilmelidir.
- İlaç uyumsuzluğu veya ani ilaç kesilmesi araştırılmalıdır.
- Kokain, amfetamin, dekonjestan ve diğer sempatomimetik maddeler sorgulanmalıdır.
- Akut hedef organ hasarı tekrar değerlendirilmelidir.
Ağrı veya anksiyete tedavisi yalnızca mevcut klinik endikasyona göre yapılmalıdır. Kan basıncını düşürmek amacıyla rutin sedatif veya anksiyolitik verilmesi uygun değildir.

İlaç tedavisi
Hastanın daha önce kullandığı antihipertansif tedavi kesilmişse, kontrendikasyon bulunmadığı sürece kronik tedavi yeniden başlanabilir. Yeni hipertansiyon tanısı düşünülen veya mevcut tedavisi yetersiz olan hastada uzun etkili oral ilaç başlanması ya da tedavinin düzenlenmesi düşünülebilir.
Uzun dönem tedavide kullanılan temel ilaç sınıfları:
- Tiyazid veya tiyazid benzeri diüretikler
- ACE inhibitörleri
- Anjiyotensin reseptör blokerleri
- Uzun etkili dihidropiridin kalsiyum kanal blokerleri
ACE inhibitörü ile ARB birlikte kullanılmamalıdır. İlaç seçimi böbrek fonksiyonu, potasyum düzeyi, gebelik durumu, kalp yetersizliği, koroner arter hastalığı ve diğer eşlik eden hastalıklara göre yapılmalıdır.
Kaçınılması gereken uygulamalar
- İntravenöz antihipertansif tedavi
- Dil altı veya hızlı salınımlı nifedipin
- Kan basıncını birkaç saat içinde normal değerlere indirme girişimi
- Yalnızca sayısal değeri düzeltmek amacıyla tekrarlanan hızlı etkili ilaç dozları
- Akut hedef organ hasarı bulunmadan rutin yoğun bakım yatışı
- Takip planı yapılmadan taburculuk
Hızlı salınımlı nifedipin, öngörülemeyen ve kontrolsüz hipotansiyon, refleks taşikardi, miyokard iskemisi, inme ve ölüm riski nedeniyle hipertansif krizlerin tedavisinde kullanılmamalıdır.
Taburculuk ve takip
Akut hedef organ hasarı dışlanan, klinik olarak stabil ve güvenilir takip olanağı bulunan hastalar taburcu edilebilir. Taburculuk öncesinde:
- İlaç planı yazılı olarak verilmelidir.
- Evde doğru kan basıncı ölçümü anlatılmalıdır.
- İlaç uyumunun önemi açıklanmalıdır.
- Acil başvuru belirtileri belirtilmelidir.
- Birinci basamak veya ilgili uzmanlık kontrolü planlanmalıdır.
Kan basıncı çok yüksek, tedaviye uyum zayıf, kronik böbrek hastalığı veya diyabet bulunan ya da sağlık hizmetine erişimi sınırlı hastalarda kontrol tercihen birkaç gün içinde, en geç bir hafta içinde sağlanmalıdır.
Hipertansif Acilin Yönetimi
Hipertansif acil tanısı konulan hastalar, titre edilebilir intravenöz tedavi ve yakın hemodinamik monitörizasyon sağlayabilen bir alanda izlenmelidir. Çoğu hasta yoğun bakım veya uygun kritik bakım ünitesine yatırılmalıdır.
Temel yönetim basamakları
- AcBCDE değerlendirmesi
- Sürekli kardiyak monitörizasyon
- Seri veya sürekli kan basıncı izlemi
- Oksijen satürasyonu takibi
- En az bir, tercihen iki damar yolu
- Akut hedef organ hasarına yönelik eş zamanlı tanı
- Kısa etkili ve titre edilebilir intravenöz ilaç seçimi
- İdrar çıkışının izlenmesi
- Altta yatan nedenin tedavisi
- Aşırı ve kontrolsüz kan basıncı düşüşünden kaçınılması
İntravenöz bolus tedavileri yerine, mümkün olduğunda etkisi hızlı başlayan ve kolay titre edilebilen infüzyon ilaçları tercih edilmelidir. Kan basıncı sık noninvaziv ölçümlerle güvenilir biçimde takip edilemiyorsa veya çok hızlı titrasyon gerekiyorsa arteriyel kateter düşünülmelidir.

Genel Kan Basıncı Düşürme Hedefi
Akut aort sendromu, akut inme ve gebelik gibi hastalığa özgü istisnalar bulunmadığında genel hedef:
- İlk 1 saatte ortalama arter basıncını en fazla %20–25 azaltmak
- Hasta stabilse sonraki 2–6 saat içinde kan basıncını yaklaşık 160/100–110 mmHg düzeyine indirmek
- Takip eden 24–48 saatte kan basıncını kademeli olarak uzun dönem hedeflerine yaklaştırmaktır.
Ortalama arter basıncı yaklaşık olarak şu formülle hesaplanabilir:
OAB = DKB + [(SKB − DKB) / 3]
Amaç kan basıncını hemen normalleştirmek değil, devam eden organ hasarını durdururken serebral, koroner ve renal perfüzyonu korumaktır. Kronik hipertansiyonda otoregülasyon eğrisi daha yüksek basınçlara kaydığı için aşırı hızlı düşüş iskemik inme, miyokard hasarı veya akut böbrek hasarına yol açabilir.
Klinik Tabloya Özgü Tedavi
Hipertansif Ensefalopati
Hipertansif ensefalopati; ciddi hipertansiyonla birlikte baş ağrısı, konfüzyon, görsel bozukluk, bulantı, kusma, nöbet ve bilinç değişikliğiyle karakterizedir. Tanı konulmadan önce iskemik inme, intrakraniyal kanama, metabolik nedenler ve toksikolojik tablolar dışlanmalıdır.
Hedef:
- İlk saatte OAB’de yaklaşık %20–25 azalma
- Sonraki 2–6 saatte yaklaşık 160/100–110 mmHg
- Sonraki 24–48 saatte kademeli düşüş
Tercih edilen ilaçlar:
- Nikardipin
- Klevidipin
- Labetalol
Nitrogliserin serebral arteriyel dilatasyonu ve kafa içi basınç artışını ağırlaştırabileceğinden hipertansif ensefalopatide ilk seçenek değildir.

Posterior Reversibl Ensefalopati Sendromu
PRES tedavisinde tetikleyici neden düzeltilmeli, nöbetler tedavi edilmeli ve kan basıncı kontrollü biçimde azaltılmalıdır.
- Nikardipin
- Klevidipin veya
- Labetalol
kullanılabilir. Kan basıncının aşırı hızlı düşürülmesinden kaçınılmalıdır.

Akut Aort Sendromu
Akut aort diseksiyonunda amaç yalnızca kan basıncını değil, aort duvarına etki eden sol ventrikül ejeksiyon kuvvetini ve kalp hızını da azaltmaktır.
Hedef:
- Kalp hızı yaklaşık 60–80/dakika
- Sistolik kan basıncı <120 mmHg veya organ perfüzyonunu koruyan en düşük değer
- Hedeflere mümkünse ilk 20 dakika içinde ulaşılması
Tedavi sırası:
- İntravenöz beta bloker başlanır.
- Kalp hızı kontrol altına alındıktan sonra kan basıncı yüksek kalırsa vazodilatör eklenir.
- Güçlü analjezi sağlanır.
- Acil kalp ve damar cerrahisi değerlendirmesi yapılır.
Tercih edilen ilaçlar:
- Esmolol
- Labetalol
- Gerektiğinde beta blokaja ek olarak nikardipin veya klevidipin
- Alternatif olarak sodyum nitroprussid
Vazodilatörün beta blokajdan önce başlanması refleks taşikardi ve dP/dt artışına neden olarak aort duvarındaki makaslama stresini artırabilir. Bu nedenle izole vazodilatör tedavisinden kaçınılmalıdır.

Akut Kardiyojenik Akciğer Ödemi
Hipertansif akut akciğer ödeminde temel problem çoğu zaman yalnızca sıvı fazlalığı değil, artmış ard yük ve sıvının pulmoner dolaşıma yeniden dağılımıdır.
Tedavi:
- Hastanın oturur pozisyona alınması
- Hipoksemi varsa oksijen
- Uygun hastada CPAP veya BiPAP
- İntravenöz nitrogliserin
- Gerekirse klevidipin
- Seçilmiş olgularda sodyum nitroprussid
- Klinik olarak hacim yükü varsa intravenöz loop diüretik
Nitrogliserin, ciddi hipertansif akciğer ödeminde standart düşük anjina dozlarından daha yüksek ve hızla titre edilen dozlarda gerekebilir. Doz hastanın kan basıncı, klinik yanıtı ve kurum protokolüne göre artırılmalıdır.
Akut dekompanse kalp yetersizliği ve akciğer ödeminde beta blokerler hızlı kan basıncı kontrolü amacıyla başlanmamalıdır. Kronik beta bloker tedavisinin sürdürülmesi ise hemodinamik durum, şok ve bradikardi varlığına göre değerlendirilir.

Akut Koroner Sendrom
Akut koroner sendromda amaç miyokardın oksijen gereksinimini azaltmak ve koroner perfüzyonu korumaktır.
Tercih edilen yaklaşım:
- Akut koroner sendromun standart tedavisi
- İntravenöz nitrogliserin
- Kontrendikasyon yoksa uygun beta bloker
- Gerektiğinde nikardipin veya klevidipin
Kan basıncı kontrollü düşürülmeli; özellikle diyastolik basıncın aşırı azaltılmasıyla koroner perfüzyonun bozulmasından kaçınılmalıdır. Nitrogliserin; sağ ventrikül enfarktüsü, belirgin hipotansiyon veya yakın zamanda fosfodiesteraz-5 inhibitörü kullanımı varsa verilmemelidir.

Akut İskemik İnme
Akut iskemik inmede kan basıncı çoğu zaman serebral perfüzyonu sürdürmeye yardımcı olur. Bu nedenle diğer hipertansif acillerde kullanılan standart %20–25 azaltma kuralı doğrudan uygulanmamalıdır.
Reperfüzyon tedavisi uygulanmayacaksa
Kan basıncı ≤220/120 mmHg ise, akut dönemde rutin olarak düşürülmesi genellikle önerilmez. Kan basıncı >220/120 mmHg ise ilk 24 saatte yaklaşık %15 oranında kontrollü düşüş düşünülebilir.
Akut aort sendromu, akut koroner sendrom, akut kalp yetersizliği veya preeklampsi gibi eş zamanlı başka bir hipertansif acil varsa bu yaklaşım değiştirilir.
İntravenöz trombolitik uygulanacaksa
- Tedavi öncesinde kan basıncı <185/110 mmHg olmalıdır.
- Tromboliz sonrasındaki ilk 24 saatte <180/105 mmHg tutulmalıdır.
Mekanik trombektomi uygulanacaksa
Trombektomi öncesinde ve işlem sırasında kan basıncı, güncel inme protokolü ve hastanın perfüzyon durumu doğrultusunda yönetilmelidir. Başarılı reperfüzyon sonrasında sistolik kan basıncının yoğun biçimde <140 mmHg’ye düşürülmesi zararlı olabilir ve rutin olarak uygulanmamalıdır.
Sık kullanılan ilaçlar:
- Labetalol
- Nikardipin
- Klevidipin

Spontan İntraserebral Kanama
Hafif veya orta şiddette spontan intraserebral kanaması ve başlangıç sistolik kan basıncı 150–220 mmHg olan uygun hastalarda:
- Sistolik kan basıncının yaklaşık 140 mmHg’ye hedeflenmesi
- Değerin 130–150 mmHg aralığında sürdürülmesi
güvenli ve makul kabul edilir.
Sistolik kan basıncının <130 mmHg’ye düşürülmesi potansiyel olarak zararlıdır. Büyük veya ağır kanaması, cerrahi gereksinimi ya da intrakraniyal basınç artışı bulunan hastalarda hedef bireyselleştirilmelidir. Ani dalgalanmalardan kaçınılmalı ve pürüzsüz, sürdürülebilir kontrol sağlanmalıdır.
Tercih edilen ajanlar:
- Nikardipin
- Klevidipin
- Labetalol

Subaraknoid Kanama
Anevrizma güvence altına alınmadan önce yeniden kanama riskinin azaltılması ile serebral perfüzyonun korunması arasında denge kurulmalıdır. Kesin kan basıncı hedefi konusunda veriler sınırlı olmakla birlikte, birçok merkezde sistolik kan basıncının <160 mmHg düzeyinde tutulması hedeflenir. Hipotansiyondan ve ani kan basıncı dalgalanmalarından kaçınılmalıdır.
Tercih edilen intravenöz antihipertansif ilaçlar:
- Nikardipin
- Klevidipin
- Labetalol
Kan basıncı, kısa etkili ve titre edilebilir ilaçlarla kontrollü şekilde düşürülmelidir. Nitroprussid ve nitratlar, intrakraniyal basıncı artırabileceğinden genellikle tercih edilmez. Tedavi; nöroşirürji, nöroloji ve girişimsel nöroradyoloji ekipleriyle birlikte planlanmalıdır.

Akut Böbrek Hasarı ve Malign Hipertansiyon
Akut böbrek hasarı, ileri retinopati veya trombotik mikroanjiyopati bulunan malign hipertansiyonda genel kontrollü düşürme hedefi uygulanır:
- İlk saatte OAB’de %20–25 azalma
- Sonraki 2–6 saatte yaklaşık 160/100–110 mmHg
- Sonraki 24–48 saatte kademeli kontrol
Tercih edilen ajanlar:
- Nikardipin
- Klevidipin
- Labetalol
- Fenoldopam
ACE inhibitörü veya ARB, akut böbrek hasarının ilk kontrolünde titre edilebilir intravenöz ajan yerine kullanılmamalıdır. Renal fonksiyon, potasyum ve idrar çıkışı yakından izlenmelidir.

Feokromositoma Krizi
Feokromositoma krizinde katekolamin fazlalığına bağlı ciddi vazokonstriksiyon, taşikardi ve çoklu organ hasarı gelişebilir.
Tedavi:
- İntravenöz sıvı durumunun dikkatli değerlendirilmesi
- Alfa adrenerjik blokaj
- Fentolamin, nikardipin veya klevidipin
- Gerekirse magnezyum
- Alfa blokaj sağlandıktan sonra devam eden taşikardi için beta bloker
Alfa blokaj yapılmadan tek başına beta bloker verilmesi, karşılanmamış alfa adrenerjik vazokonstriksiyonu artırarak ölümcül hipertansiyona yol açabilir.

Kokain veya Amfetamine Bağlı Hipertansiyon
Sempatomimetik toksidromda ilk tedavi sempatik aktivasyonu azaltmaya yöneliktir.
Tedavi seçenekleri:
- Benzodiazepin
- Nitrogliserin
- Nikardipin veya klevidipin
- Fentolamin
Ajitasyon, hipertermi ve nöbet eş zamanlı olarak tedavi edilmelidir. İzole ve saf beta blokerlerden kaçınılmalıdır. Koroner vazospazm ve göğüs ağrısı varsa benzodiazepin ile nitratlar özellikle yararlıdır.

Preeklampsi ve Eklampsi
Gebelikte veya postpartum dönemde kalıcı SKB ≥160 mmHg ve/veya DKB ≥110 mmHg, maternal inme riskini azaltmak amacıyla acil tedavi gerektirir. Tedavi mümkün olan en kısa sürede, tercihen doğrulamadan sonraki 30–60 dakika içinde başlanmalıdır.
Amaç:
- Kan basıncını <160/110 mmHg’ye indirmek
- Genellikle yaklaşık 140–150/90–100 mmHg aralığında kontrollü tutmak
- Maternal hipotansiyon ve uteroplasental hipoperfüzyondan kaçınmak
Birinci basamak ilaçlar:
- İntravenöz labetalol
- İntravenöz hidralazin
- Hızlı salınımlı oral nifedipin
Buradaki hızlı salınımlı oral nifedipin kullanımı gebelikte akut şiddetli hipertansiyona özgü, kontrollü bir obstetrik protokoldür; gebelik dışındaki şiddetli hipertansiyonda dil altı nifedipin kullanımını haklı çıkarmaz.
Eklampside veya ciddi özellikler taşıyan preeklampside magnezyum sülfat nöbet profilaksisi ve tedavisi için uygulanır. Magnezyum sülfat antihipertansif bir ilaç değildir ve kan basıncı tedavisinin yerine geçmez. Pulmoner ödem varsa nitrogliserin düşünülebilir. ACE inhibitörleri, ARB’ler, doğrudan renin inhibitörleri ve sodyum nitroprussid gebelikte kullanılmamalı veya ancak istisnai, yaşamı tehdit eden ve alternatif bulunmayan durumlarda değerlendirilmelidir.
İlaç dozları kurum protokolü, kullanılan preparat, hastanın klinik özellikleri ve güncel ürün bilgisiyle doğrulanmalıdır.

Oral Tedaviye Geçiş
Akut hedef organ hasarı kontrol altına alındıktan ve kan basıncı stabil hale geldikten sonra uzun etkili oral tedavi başlanmalı veya mevcut tedavi düzenlenmelidir. İntravenöz ilaç, oral tedavinin etkisi başlayana kadar kontrollü biçimde azaltılmalıdır.
Uzun dönem tedavide çoğu hastada:
- ACE inhibitörü veya ARB
- Uzun etkili dihidropiridin kalsiyum kanal blokeri
- Tiyazid benzeri diüretik
temel seçeneklerdir. Evre 2 hipertansiyonda farklı sınıflardan iki ilacın, tercihen tek tablet kombinasyonu şeklinde başlanması önerilir.
2025 AHA/ACC yaklaşımında Evre 1 hipertansiyonda tedavi kararı artık eski %10 ASCVD eşiğine değil, güncel PREVENT kardiyovasküler hastalık riskine dayanır. Klinik kardiyovasküler hastalık, diyabet, kronik böbrek hastalığı veya yüksek kardiyovasküler risk bulunan hastalarda farmakolojik tedavi daha erken başlanır. Düşük riskli Evre 1 hipertansiyonda ise yaşam tarzı değişikliklerine rağmen 3–6 ay içinde hedefe ulaşılamazsa ilaç tedavisi başlanması değerlendirilir.
Yaşam Tarzı Düzenlemeleri
Yaşam tarzı değişiklikleri hipertansiyonun uzun dönem tedavisinin temel bileşenidir; ancak hipertansif acilde intravenöz tedavinin yerine geçmez.
Önerilen uygulamalar:
- Fazla kilolu veya obez hastalarda kilo kaybı
- DASH veya benzeri kalp dostu beslenme modeli
- Diyetle sodyum alımının azaltılması
- Kontrendikasyon yoksa besinlerle yeterli potasyum alımı
- Düzenli aerobik ve direnç egzersizi
- Alkol tüketiminin sınırlandırılması
- Tütün ve nikotin ürünlerinin bırakılması
- Düzenli ve yeterli uyku
- Obstrüktif uyku apnesinin araştırılması ve tedavisi
- İlaç uyumunun artırılması
- Evde standart kan basıncı izlemi
Sarımsak, probiyotik, balık yağı, magnezyum, kalsiyum veya diğer takviyeler kanıtlanmış antihipertansif tedavinin yerine kullanılmamalıdır.
Sonuç olarak acil serviste yönetimin temel ilkesi şudur: Akut hedef organ hasarı yoksa kan basıncını hızla düşürme; akut hedef organ hasarı varsa hastalığa özgü hedef belirle, kısa etkili ve titre edilebilir intravenöz ilaç kullan ve aşırı düşüşten kaçın
Hipertansif Acillerde Kullanılan İntravenöz Antihipertansif İlaçlar
Nikardipin
Başlangıç ve titrasyon:
5 mg/saat intravenöz infüzyonla başlanır. Hedef kan basıncına ulaşılana kadar doz her 5–15 dakikada bir 2,5 mg/saat artırılabilir. Maksimum infüzyon dozu 15 mg/saattir.
Başlıca kullanım alanları:
Hipertansif ensefalopati, akut iskemik inme, spontan intraserebral kanama ve renal disfonksiyonun eşlik ettiği hipertansif acillerde tercih edilebilir.
Önemli uyarılar:
Refleks taşikardi, yüzde kızarma ve infüzyon bölgesinde flebit gelişebilir.

Klevidipin
Başlangıç ve titrasyon:
1–2 mg/saat intravenöz infüzyonla başlanır. Başlangıçta kısa aralıklarla doz iki katına çıkarılabilir; hedef kan basıncına yaklaşıldığında daha küçük doz artışlarıyla titre edilmelidir. Çoğu hastada maksimum infüzyon dozu 32 mg/saattir.
Başlıca kullanım alanları:
Çoğu hipertansif acilde kullanılabilir. Özellikle hipertansif akciğer ödemi ve nörolojik hipertansif acillerde hızlı başlangıç ve kısa etki süresi nedeniyle tercih edilebilir.
Önemli uyarılar:
Lipid emülsiyonu şeklinde hazırlanmıştır. Yumurta veya soya alerjisi bulunanlarda, ağır lipid metabolizması bozukluklarında ve akut pankreatit gibi lipid yükünün sakıncalı olabileceği durumlarda kullanılmamalı veya dikkatle değerlendirilmelidir.

Labetalol
Başlangıç ve titrasyon:
10–20 mg yavaş intravenöz bolus olarak uygulanabilir. Klinik yanıta göre tekrarlayan boluslar verilebilir veya yaklaşık 0,5–2 mg/dakika sürekli intravenöz infüzyon uygulanabilir.
Başlıca kullanım alanları:
Nörolojik hipertansif aciller, gebelikle ilişkili şiddetli hipertansiyon, akut koroner sendrom ve akut aort sendromunda kullanılabilir.
Önemli uyarılar:
Bradikardi, atriyoventriküler blok, bronkospazm ve hipotansiyona neden olabilir. Astım, ciddi bradikardi, ileri derece atriyoventriküler blok ve akut dekompanse kalp yetersizliğinde kullanılmamalı veya dikkatle değerlendirilmelidir.

Esmolol
Başlangıç ve titrasyon:
500 mcg/kg intravenöz yükleme dozu yaklaşık 1 dakika içinde uygulanır. Ardından 50 mcg/kg/dakika infüzyon başlanır ve klinik yanıta göre 50–300 mcg/kg/dakika aralığında titre edilir.
Başlıca kullanım alanları:
Özellikle akut aort sendromunda kalp hızını ve aort duvarına etki eden ejeksiyon kuvvetini azaltmak amacıyla tercih edilir. Perioperatif hipertansiyonda da kullanılabilir.
Önemli uyarılar:
Bradikardi, atriyoventriküler blok, hipotansiyon ve dekompanse kalp yetersizliğine neden olabilir. Akut aort sendromunda vazodilatör başlanmadan önce beta blokaj sağlanması gerekir.

Nitrogliserin
Başlangıç ve titrasyon:
5 mcg/dakika intravenöz infüzyonla başlanır. Kan basıncı ve klinik yanıta göre kademeli olarak artırılır. Hipertansif akut akciğer ödeminde daha yüksek dozlara ve daha hızlı titrasyona ihtiyaç duyulabilir.
Başlıca kullanım alanları:
Akut koroner sendrom ve hipertansif akut kardiyojenik akciğer ödeminde tercih edilir.
Önemli uyarılar:
Baş ağrısı, refleks taşikardi, hipotansiyon ve uzun süreli kullanımda tolerans gelişebilir. Yakın zamanda sildenafil, tadalafil veya benzeri fosfodiesteraz-5 inhibitörü kullanan hastalarda kontrendikedir. Sağ ventrikül enfarktüsü ve belirgin hipotansiyonda kullanılmamalıdır.

Sodyum Nitroprussid
Başlangıç ve titrasyon:
0,3–0,5 mcg/kg/dakika intravenöz infüzyonla başlanır. Kan basıncı yanıtına göre dikkatle titre edilir.
Başlıca kullanım alanları:
Seçilmiş akut aort sendromu ve akut kalp yetersizliği olgularında kullanılabilir. Akut aort sendromunda beta bloker uygulanmadan tek başına başlanmamalıdır.
Önemli uyarılar:
Siyanür ve tiyosiyanat birikimine bağlı toksisite gelişebilir. Uzun süreli veya yüksek doz kullanımda risk artar. Böbrek ve karaciğer yetersizliğinde dikkatle kullanılmalı, gebelikte mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Kafa içi basıncını artırabileceğinden nörolojik hipertansif acillerde ilk seçenek değildir.

Fenoldopam
Başlangıç ve titrasyon:
0,1 mcg/kg/dakika intravenöz infüzyonla başlanır. Kan basıncı yanıtına göre doz kademeli olarak artırılabilir.
Başlıca kullanım alanları:
Özellikle renal disfonksiyon veya akut böbrek hasarının eşlik ettiği hipertansif acillerde tercih edilebilir.
Önemli uyarılar:
Refleks taşikardi, baş ağrısı, yüzde kızarma ve bulantıya neden olabilir. Göz içi basıncını artırabileceğinden glokom bulunan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır.

Hidralazin
Başlangıç ve titrasyon:
5–10 mg intravenöz olarak uygulanır. Kan basıncı yanıtına göre uygun aralıklarla tekrarlanabilir.
Başlıca kullanım alanları:
Özellikle gebelikte ve postpartum dönemde gelişen akut şiddetli hipertansiyonun tedavisinde kullanılabilir.
Önemli uyarılar:
Kan basıncı yanıtı ve etki süresi öngörülemeyebilir. Refleks taşikardi, baş ağrısı, yüzde kızarma ve aşırı hipotansiyona neden olabilir. Miyokard iskemisi ve akut aort sendromunda uygun bir seçenek değildir.

Fentolamin
Başlangıç ve titrasyon:
5 mg intravenöz bolus olarak uygulanabilir. Kan basıncı yanıtına göre uygun aralıklarla tekrarlanabilir.
Başlıca kullanım alanları:
Feokromositoma krizi ile kokain, amfetamin veya diğer katekolamin fazlalığına bağlı hipertansif acillerde kullanılabilir.
Önemli uyarılar:
Taşikardi, yüzde kızarma, baş ağrısı ve hipotansiyona neden olabilir. Feokromositoma krizinde yeterli alfa adrenerjik blokaj sağlanmadan tek başına beta bloker verilmemelidir.

Prognoz
Arteriyel hipertansiyonun prognozu yalnızca belirli bir anda ölçülen kan basıncı değerine değil; kan basıncı yüksekliğinin derecesine, süresine, yaşam boyunca oluşan toplam hipertansif yüke, eşlik eden kardiyovasküler risk faktörlerine ve hedef organ hasarının varlığına bağlıdır. Kan basıncı ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki süreklidir; hipertansiyon tanı eşiğinin altındaki yükselmeler bile tamamen risksiz değildir.
“Prehipertansiyon” terimi güncel AHA/ACC sınıflamasında artık kullanılmamaktadır. Bunun yerine yükselmiş kan basıncı ve Evre 1 hipertansiyon kategorileri kullanılmaktadır. Bu gruplarda kısa dönem mutlak risk düşük olabilse de uzun süreli kan basıncı maruziyeti; inme, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, kronik böbrek hastalığı, atriyal fibrilasyon, bilişsel gerileme ve erken ölüm riskini artırır.
Kan Basıncı Yüksekliğinin Uzun Dönem Prognozu
Kan basıncındaki artışın kardiyovasküler etkisi kümülatiftir. Genç yaşta başlayan ve uzun yıllar devam eden hafif hipertansiyon, ileri yaşta kısa süreli olarak saptanan benzer kan basıncı yüksekliğinden daha fazla yaşam boyu risk oluşturabilir. Özellikle 45 yaşından önce başlayan hipertansiyonun, sonraki dönemde kardiyovasküler hastalık ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde iki kattan fazla artışla ilişkili olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle genç hastalarda düşük 10 yıllık risk, düşük yaşam boyu risk anlamına gelmez.
Hipertansiyon gelişmeden yükselmiş kan basıncı düzeyinde kalan bireylerin prognozu, zaman içinde Evre 1 veya Evre 2 hipertansiyona ilerleyen bireylere göre daha iyidir. Bununla birlikte yükselmiş kan basıncı bulunan kişilerde obezite, diyabet, dislipidemi, sigara kullanımı veya kronik böbrek hastalığı gibi ek risk faktörleri varsa kardiyovasküler risk belirgin şekilde artar.
Prognozu belirleyen temel faktörlerden biri kan basıncının tek bir klinik ziyaretteki değeri değil, zaman içindeki kontrol düzeyidir. Tedavi altında hedef değerlere ulaşılması; inme, koroner olaylar, kalp yetersizliği, böbrek hastalığının ilerlemesi ve kardiyovasküler mortalite riskini azaltır. Buna karşılık tedaviye uyumsuzluk, düzensiz takip ve yüksek kan basıncının uzun süre kontrolsüz kalması hedef organ hasarının ilerlemesine yol açar.
2025 AHA/ACC Kılavuzu, tedavi kararında yalnızca kan basıncı evresinin değil, PREVENT ile hesaplanan 10 yıllık kardiyovasküler hastalık riskinin de kullanılmasını önermektedir. Klinik kardiyovasküler hastalık, diyabet, kronik böbrek hastalığı veya PREVENT ile ≥%7,5 10 yıllık risk bulunan hastalarda prognoz daha olumsuzdur ve farmakolojik tedavi daha düşük kan basıncı eşiklerinde başlanır.
Hedef Organ Hasarının Prognostik Önemi
Hipertansiyona bağlı hedef organ hasarı, uzun dönem prognozun en güçlü belirleyicilerinden biridir. Aynı kan basıncı düzeyine sahip iki hastadan hedef organ hasarı bulunan kişinin kardiyovasküler riski daha yüksektir.
Kötü prognozla ilişkili başlıca bulgular şunlardır:
- Sol ventrikül hipertrofisi
- Kalp yetersizliği
- Koroner arter hastalığı
- Geçirilmiş miyokard enfarktüsü
- Atriyal fibrilasyon
- Geçirilmiş inme veya geçici iskemik atak
- Karotis aterosklerozu
- Artmış arteriyel sertlik
- Kronik böbrek hastalığı
- Azalmış eGFR
- Albuminüri veya proteinüri
- İleri hipertansif retinopati
- Bilişsel bozukluk
- Birden fazla organda eş zamanlı hasar
Albuminüri, serum kreatinin düzeyi belirgin yükselmeden önce ortaya çıkabilir ve hem renal hem de kardiyovasküler riskin göstergesidir. Sol ventrikül hipertrofisinin tedaviyle gerilemesi ve albuminürinin azalması daha iyi kardiyovasküler prognozla ilişkilidir.
Şiddetli Hipertansiyonun Prognozu
Akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyonda kısa dönem ciddi olay riski, gerçek hipertansif acile göre daha düşüktür. Bu nedenle kan basıncının acil serviste hızlı biçimde normale indirilmesi kısa dönem prognozu iyileştirmez ve iyatrojenik hipotansiyon ile organ hipoperfüzyonuna neden olabilir.
Bununla birlikte bu hastalar tamamen düşük riskli kabul edilmemelidir. Şiddetli hipertansiyon çoğunlukla:
- Uzun süredir kontrolsüz hipertansiyon
- Tedaviye uyumsuzluk
- Yetersiz farmakolojik tedavi
- Sağlık hizmetine erişim güçlüğü
- Kronik böbrek hastalığı
- Diyabet
- Kalp yetersizliği
- Sekonder hipertansiyon
gibi uzun dönem riski artıran durumlarla birliktedir.
Acil servisten taburcu edilen hipertansiyon hastalarını içeren geniş bir gözlemsel kohortta 30 gün içinde ciddi hipertansiyonla ilişkili olay oranı %0,7, ölüm oranı %0,1 ve acil servise yeniden başvuru oranı %15,2 olarak bildirilmiştir. Taburculuk sırasında oral antihipertansif reçete edilen hastalarda ciddi olay ve yeniden başvuru oranları daha düşük bulunmuştur; ancak gözlemsel çalışma olması nedeniyle bu ilişki doğrudan nedensellik olarak yorumlanmamalıdır.
Dolayısıyla akut hedef organ hasarı olmayan hastada kısa dönem risk görece düşük olsa da uygun oral tedavi, ilaç uyumu, evde kan basıncı izlemi ve erken poliklinik kontrolü uzun dönem prognoz açısından kritik önem taşır.
Hipertansif Acilin Prognozu
Hipertansif acil, akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyona göre belirgin olarak daha yüksek hastane içi mortalite, komplikasyon ve yeniden başvuru riski taşır. Prognoz; etkilenen organ, hasarın şiddeti, tedavinin başlama süresi, kan basıncının düşürülme hızı ve eşlik eden hastalıklar tarafından belirlenir.
Erken tanı, uygun yoğun bakım izlemi ve titre edilebilir intravenöz antihipertansiflerin kullanıma girmesinden önce malign hipertansiyonun prognozu son derece kötüydü. Günümüzde kısa dönem sağkalım belirgin biçimde iyileşmiş olsa da hipertansif acil geçiren hastalarda uzun dönem kardiyovasküler ve renal risk devam etmektedir.
Klinik tabloya göre prognoz
Akut aort sendromunda prognoz, tanı ve anti-impuls tedavisinin gecikme süresiyle yakından ilişkilidir. Kan basıncı ve kalp hızının hızla kontrol edilmesi, cerrahi veya endovasküler tedavinin geciktirilmemesi gerekir.
Akut iskemik inme ve intraserebral kanamada prognoz; lezyonun büyüklüğü, yeri, reperfüzyon durumu, başlangıçtaki nörolojik defisit ve kan basıncı değişkenliğiyle ilişkilidir. Kan basıncının yetersiz kontrolü kanama genişlemesini artırabilirken aşırı düşürülmesi serebral perfüzyonu bozabilir.
Hipertansif ensefalopati ve PRES’te erken tanı ve kontrollü tedaviyle klinik ve radyolojik bulgular büyük ölçüde geri dönüşlü olabilir. Tedavinin gecikmesi serebral iskemi, kanama, status epileptikus, kalıcı nörolojik hasar veya ölüme neden olabilir.
Akut kardiyojenik akciğer ödeminde prognoz; sol ventrikül fonksiyonu, miyokard iskemisi, böbrek fonksiyonu, tedaviye yanıt ve mekanik ventilasyon gereksiniminden etkilenir.
Akut böbrek hasarı veya malign hipertansiyonda başlangıçtaki renal hasarın derecesi uzun dönem böbrek prognozunu belirler. Bazı hastalarda kan basıncı kontrolüyle böbrek fonksiyonlarında kısmi düzelme sağlanabilirken, ileri hasarı bulunanlarda kalıcı kronik böbrek hastalığı veya diyaliz gereksinimi gelişebilir.
Preeklampsi ve eklampside erken kan basıncı kontrolü, magnezyum sülfat ve uygun obstetrik yönetim maternal inme, pulmoner ödem, plasenta dekolmanı ve ölüm riskini azaltır. Preeklampsi öyküsü uzun dönemde kronik hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık riskinde artışla ilişkilidir.
Hastane içi ve erken dönem prognozu kötüleştiren faktörler
- İleri yaş
- Bilinç değişikliği veya ağır nörolojik defisit
- İntraserebral kanama
- Akut aort sendromu
- Akut koroner sendrom
- Akut kalp yetersizliği
- Akut böbrek hasarı
- Önceden mevcut kronik böbrek hastalığı
- Oligüri
- Troponin yüksekliği
- Trombositopeni ve mikroanjiyopatik hemoliz
- Çoklu organ tutulumu
- Mekanik ventilasyon gereksinimi
- Tedavinin gecikmesi
- Kontrolsüz veya aşırı hızlı kan basıncı düşürülmesi
Başvuru sırasındaki en yüksek kan basıncı değeri tek başına prognozu yeterince öngörmez. Akut hedef organ hasarının türü ve şiddeti, mutlak kan basıncı değerinden daha güçlü prognostik öneme sahiptir.
Yeniden başvuru riski
Hipertansif acil sonrasında yeniden başvuru sıktır. Geniş bir ulusal hastane veri analizinde hipertansif kriz nedeniyle yatırılan hastaların yaklaşık %10,7’sinin 30 gün içinde yeniden hastaneye yatırıldığı; bu oranın hipertansif acil grubunda %11,7 olduğu bildirilmiştir. En sık yeniden yatış nedenleri tekrarlayan hipertansif kriz, kalp yetersizliği, akut böbrek hasarı, son dönem böbrek hastalığı, akut koroner sendrom ve inmedir.
Bu yüksek yeniden başvuru oranı, hastanın kan basıncı acil serviste kontrol altına alınmış olsa bile altta yatan hastalık ve uzun dönem riskin ortadan kalkmadığını gösterir.
Prognozu İyileştiren Faktörler
- Akut hedef organ hasarının erken tanınması
- Hastalığa özgü doğru kan basıncı hedefinin belirlenmesi
- Kısa etkili ve titre edilebilir intravenöz ilaç kullanılması
- Aşırı hızlı kan basıncı düşüşünden kaçınılması
- Altta yatan nedenin tedavi edilmesi
- Taburculuk öncesinde etkili oral tedavinin düzenlenmesi
- Tek tablet kombinasyonları ve günde tek doz tedavilerin tercih edilmesi
- Evde kan basıncı izlemi
- Erken ve güvenilir poliklinik kontrolü
- İlaç uyumunun değerlendirilmesi
- Sekonder hipertansiyonun araştırılması
- Diyabet, dislipidemi, obezite ve sigara kullanımının yönetilmesi
- Albuminüri ve böbrek fonksiyonlarının izlenmesi
- Multidisipliner takip
Sonuç olarak yükselmiş kan basıncı ve Evre 1 hipertansiyon, özellikle genç yaşta başlayıp uzun süre devam ettiğinde iyi huylu kabul edilmemelidir. Akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyonda kısa dönem ciddi olay riski görece düşük olmakla birlikte uzun dönem kardiyovasküler risk yüksektir. Hipertansif acilde ise prognozu belirleyen temel unsur kan basıncının mutlak değeri değil, etkilenen organ, hasarın şiddeti ve uygun tedaviye ulaşma süresidir.
Komplikasyonlar
Kontrolsüz hipertansiyon; kalp, beyin, böbrek, retina ve damar sisteminde ilerleyici yapısal ve işlevsel bozukluklara yol açabilir. Komplikasyonların gelişme riski yalnızca kan basıncının belirli bir eşik değeri aşmasına değil; yüksekliğin derecesine, süresine, değişkenliğine ve hastanın yaşam boyu maruz kaldığı toplam kan basıncı yüküne bağlıdır.
Güncel sınıflamada artık kullanılmayan “prehipertansiyon” terimi yerine yükselmiş kan basıncı veya Evre 1 hipertansiyon ifadeleri kullanılmalıdır. Bu düzeylerde dahi kardiyovasküler risk tamamen normal değildir. Uzun süreli maruziyet; subklinik hedef organ hasarı, sol ventrikül kütlesinde artış, diyastolik fonksiyon bozukluğu, albuminüri ve bilişsel gerilemeyle ilişkili olabilir.
Kardiyak Komplikasyonlar
Hipertansiyon, sol ventrikülün karşılaştığı ard yükü artırarak miyokardda yapısal yeniden şekillenmeye neden olur. Başlangıçta kompansatuvar olan bu süreç zamanla kardiyak fonksiyonların bozulmasına yol açar.
Başlıca kardiyak komplikasyonlar şunlardır:
- Sol ventrikül hipertrofisi
- Diyastolik disfonksiyon
- Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği
- Azalmış ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği
- Akut kardiyojenik akciğer ödemi
- Koroner arter hastalığı
- Stabil veya kararsız anjina
- Akut miyokard enfarktüsü
- Miyokardiyal iskemi veya hasar
- Sol atriyum genişlemesi
- Atriyal fibrilasyon
- Ventriküler aritmiler
- Ani kardiyak ölüm
Sol ventrikül hipertrofisi miyokardın oksijen gereksinimini artırırken koroner akım rezervini azaltır. Eşlik eden ateroskleroz bulunmasa bile mikrovasküler iskemi ve miyokardiyal fibrozis gelişebilir. Sol atriyum basıncındaki kronik artış, atriyal genişleme ve fibrozis üzerinden atriyal fibrilasyon riskini artırır.
Serebrovasküler ve Nörolojik Komplikasyonlar
Hipertansiyon, hem iskemik hem de hemorajik inme için en önemli değiştirilebilir risk faktörlerinden biridir. Büyük damar aterosklerozunu hızlandırmasının yanı sıra serebral küçük damarlarda lipohiyalinoz, mikroanevrizma ve damar duvarı hasarına neden olur.
Başlıca nörolojik komplikasyonlar:
- Geçici iskemik atak
- Akut iskemik inme
- Laküner enfarkt
- İntraserebral kanama
- Subaraknoid kanama
- Hipertansif ensefalopati
- Posterior reversibl ensefalopati sendromu
- Serebral mikrokanamalar
- Beyaz cevher lezyonları
- Vasküler bilişsel bozukluk
- Vasküler demans
- Karışık tip demans
- Nöbet ve status epileptikus
Hipertansif ensefalopatide serebral otoregülasyonun üst sınırı aşılır; endotel disfonksiyonu, kan-beyin bariyeri bozukluğu ve vazojenik ödem gelişir. Erken tanı ve kontrollü tedaviyle tablo geri dönüşlü olabilir. Tedavinin gecikmesi serebral iskemi, kanama, kalıcı nörolojik hasar veya ölüme neden olabilir.
Uzun dönem hipertansiyon; sessiz serebral enfarktlar, beyaz cevher hastalığı ve serebral mikrokanamalar aracılığıyla dikkat, yürütücü işlev ve bellek performansında bozulmaya yol açabilir. Bu nedenle 2025 AHA/ACC Kılavuzu, etkin kan basıncı kontrolünün bilişsel gerileme ve demans riskini azaltmadaki önemini vurgulamaktadır.
Renal Komplikasyonlar
Hipertansiyon hem kronik böbrek hastalığının nedeni hem de böbrek hastalığının ilerlemesini hızlandıran önemli bir faktördür. Glomerüler hipertansiyon, renal arteriyoloskleroz ve tübülointerstisyel fibrozis zamanla nefron kaybına yol açar.
Başlıca renal komplikasyonlar:
- Albuminüri
- Proteinüri
- Azalmış glomerüler filtrasyon hızı
- Hipertansif nefroskleroz
- Akut böbrek hasarı
- Kronik böbrek hastalığı
- Son dönem böbrek hastalığı
- Elektrolit bozuklukları
- Diyaliz gereksinimi
Böbrek hastalığı ile hipertansiyon arasında çift yönlü bir ilişki bulunur. Hipertansiyon böbrek hasarını ilerletirken bozulan sodyum atılımı, hacim yükü ve renin-anjiyotensin-aldosteron sistemi aktivasyonu kan basıncını daha da yükseltir.
İdrar albümin/kreatinin oranındaki artış, yalnızca renal hasarı değil, sistemik endotel disfonksiyonunu ve artmış kardiyovasküler riski de gösterir.
Vasküler Komplikasyonlar
Kronik hipertansiyon damar duvarındaki mekanik stresi, endotel disfonksiyonunu, arteriyel sertliği ve aterosklerotik süreci hızlandırır.
Başlıca vasküler komplikasyonlar:
- Ateroskleroz
- Karotis arter hastalığı
- Periferik arter hastalığı
- Aort anevrizması
- Akut aort diseksiyonu
- Aort rüptürü
- Renal arter hastalığı
- Arteriyel sertlikte artış
- Nabız basıncında genişleme
- Trombotik damar olayları
Akut aort sendromunda yüksek kan basıncı ve artmış sol ventrikül ejeksiyon kuvveti, aort duvarındaki yırtılmanın ilerlemesine ve malperfüzyona neden olabilir. Koroner, serebral, renal, mezenterik veya ekstremite damarlarının etkilenmesi çoklu organ iskemisine yol açabilir.
Göz ve Retina Komplikasyonları
Hipertansiyon retinal mikrodolaşımda yapısal değişikliklere neden olabilir. Retinal bulgular, hipertansiyonun süresi ve şiddeti hakkında önemli bilgi sağlayabilir.
Başlıca komplikasyonlar:
- Retinal arterioler daralma
- Arteriyovenöz çaprazlaşma değişiklikleri
- Alev şeklinde retinal kanamalar
- Sert eksüdalar
- Yumuşak eksüdalar
- Maküla ödemi
- Optik disk ödemi ve papilödem
- Görme keskinliğinde azalma
- Kalıcı görme kaybı
Retinal kanamalar, eksüdalar veya papilödemle seyreden ileri hipertansif retinopati, akut mikrovasküler hasarı gösterebilir ve hipertansif acil kapsamında değerlendirilmelidir.
Malign Hipertansiyon ve Trombotik Mikroanjiyopati
Çok yüksek kan basıncı, küçük damar endotelinde hasar oluşturarak fibrinoid nekroz ve hiperplastik arteriyoloskleroza yol açabilir. Damar lümeninden geçen eritrositlerin parçalanması ve trombosit tüketimi sonucunda trombotik mikroanjiyopati gelişebilir.
Klinik ve laboratuvar bulguları:
- Mikroanjiyopatik hemolitik anemi
- Periferik yaymada şistosit
- LDH yüksekliği
- Haptoglobin düşüklüğü
- Trombositopeni
- Akut böbrek hasarı
- Nörolojik bozukluk
- Retinal kanama ve papilödem
Malign hipertansiyona bağlı mikroanjiyopati, trombotik trombositopenik purpura ve diğer trombotik mikroanjiyopatilerden ayırt edilmelidir.
Gebelikle İlişkili Komplikasyonlar
Gebelik öncesinde veya gebelik sırasında kontrolsüz hipertansiyon hem maternal hem de fetal komplikasyon riskini artırır.
Maternal komplikasyonlar
- Preeklampsi
- Eklampsi
- HELLP sendromu
- İntraserebral kanama
- Akut akciğer ödemi
- Akut böbrek hasarı
- Karaciğer hasarı veya subkapsüler hematom
- Plasenta dekolmanı
- Dissemine intravasküler koagülasyon
- Maternal ölüm
Fetal ve neonatal komplikasyonlar
- Uteroplasental yetmezlik
- Fetal büyüme kısıtlılığı
- Prematüre doğum
- Düşük doğum ağırlığı
- Fetal distres
- İntrauterin fetal ölüm
Preeklampsi geçiren kadınlarda gebelik sonrasında kronik hipertansiyon, inme, iskemik kalp hastalığı, kalp yetersizliği ve kronik böbrek hastalığı riski artmıştır. Bu nedenle postpartum dönemde kan basıncı ve kardiyovasküler risk takibi sürdürülmelidir.
Metabolik ve Sistemik Komplikasyonlar
Hipertansiyon sıklıkla obezite, insülin direnci, diyabet ve dislipidemiyle birlikte bulunur. Bu risk faktörlerinin kümelenmesi hedef organ hasarını hızlandırır.
Hipertansiyona eşlik edebilen sistemik sonuçlar:
- Metabolik sendrom
- Tip 2 diyabet gelişiminde artış
- Erektil disfonksiyon
- Egzersiz kapasitesinde azalma
- Yaşam kalitesinde bozulma
- Frajilite ve fonksiyon kaybı
- Çoklu organ hasarı
Hipertansif Acilin Akut Komplikasyonları
Hipertansif acilde komplikasyonlar saatler içinde gelişebilir ve geri dönüşümsüz hale gelebilir. En önemli akut sonuçlar şunlardır:
- Serebral ödem ve ensefalopati
- İskemik veya hemorajik inme
- Nöbet
- Akut miyokard enfarktüsü
- Kardiyojenik akciğer ödemi
- Akut aort diseksiyonu
- Akut böbrek hasarı
- Mikroanjiyopatik hemoliz
- Görme kaybı
- Çoklu organ yetmezliği
- Kardiyak arrest ve ölüm
Akut hedef organ hasarının erken tanınması ve hastalığa özgü kan basıncı hedeflerinin uygulanması, kalıcı hasarın sınırlandırılmasında belirleyicidir.
Tedaviye Bağlı Komplikasyonlar
Hipertansif acilde komplikasyonlar yalnızca yüksek kan basıncından değil, yanlış veya aşırı agresif tedaviden de kaynaklanabilir. Kronik hipertansiyonda serebral, koroner ve renal otoregülasyon daha yüksek basınçlara uyum sağladığı için kan basıncının kontrolsüz biçimde düşürülmesi organ hipoperfüzyonuna neden olabilir.
Başlıca tedaviye bağlı komplikasyonlar:
- İyatrojenik hipotansiyon
- Akut iskemik inme
- Miyokard iskemisi veya enfarktüsü
- Akut böbrek hasarı
- Senkop ve düşme
- Bradikardi veya atriyoventriküler blok
- Refleks taşikardi
- Elektrolit bozuklukları
- İlaç ekstravazasyonu ve lokal doku hasarı
- Sodyum nitroprusside bağlı siyanür veya tiyosiyanat toksisitesi
Akut aort sendromu dışında çoğu hipertansif acilde kan basıncının ilk saatte normale indirilmesi amaçlanmamalıdır. Genel olarak ilk saatte ortalama arter basıncının %20–25’ten fazla düşürülmemesi, ardından hastalığa özgü hedeflere kontrollü biçimde ilerlenmesi gerekir.
Sonuç olarak kontrolsüz hipertansiyon yalnızca yüksek bir ölçüm değeri değil; kardiyovasküler, nörolojik, renal, retinal ve obstetrik komplikasyonlara yol açabilen sistemik bir hastalıktır. Komplikasyonların önlenmesinde uzun dönem kan basıncı kontrolü kadar, hipertansif acilin doğru tanınması ve kan basıncının güvenli hızda düşürülmesi de önemlidir.
Korunma ve Hasta Eğitimi
Hipertansiyon çoğunlukla belirti vermeden ilerlediği için korunmanın temelini düzenli tarama, doğru kan basıncı ölçümü, erken tanı ve uzun dönem kontrol oluşturur. Hastaya yalnızca reçete verilmesi yeterli değildir; hastalığın sessiz seyri, tedavinin amacı, evde ölçüm yöntemi, ilaçların düzenli kullanılması ve acil başvuru belirtileri açık biçimde anlatılmalıdır.
Hipertansiyon Taraması
Erişkinlerde hipertansiyon taraması ofis kan basıncı ölçümüyle yapılmalıdır. USPSTF, hipertansiyon tanısı bulunmayan 18 yaş ve üzerindeki tüm yetişkinlerin kan basıncı açısından taranmasını önermektedir.
Makul tarama aralıkları:
- 40 yaş ve üzerindekiler: Yılda en az bir kez
- Hipertansiyon riski yüksek yetişkinler: Yılda en az bir kez
- 18–39 yaş, önceki ölçümü normal ve ek riski olmayanlar: Yaklaşık 3–5 yılda bir
Obezite, yüksek-normal kan basıncı, ailede hipertansiyon, diyabet, böbrek hastalığı, fiziksel hareketsizlik ve sağlıksız beslenme daha sık taramayı gerektirebilir.
Çocuk ve ergenlerde tarama erişkinlerden farklı pediatrik ölçüm, persentil ve doğrulama kurallarına göre yapılmalıdır.
Ofis Dışı Ölçümün Önemi
Tek bir ofis ölçümü hipertansiyon tanısı koymak için yeterli değildir. Ofis ölçümleri beyaz önlük hipertansiyonunu olduğundan yüksek gösterebilir veya maskeli hipertansiyonu gözden kaçırabilir.
Beyaz önlük hipertansiyonu: Ofis kan basıncının yüksek, ev veya ambulatuvar ölçümlerin normal olmasıdır.
Maskeli hipertansiyon: Ofis kan basıncının normal, ev veya ambulatuvar ölçümlerin yüksek olmasıdır. Maskeli hipertansiyonun kardiyovasküler riski, sürekli hipertansiyonun riskine yakındır.
USPSTF, ofis taramasında yüksek kan basıncı saptanan yetişkinlerde hipertansiyon tanısının, tedavi başlanmadan önce mümkünse ambulatuvar veya evde kan basıncı ölçümüyle doğrulanmasını önermektedir.
Evde Kan Basıncı İzlemi Kimlere Önerilmelidir?
Evde kan basıncı izleminin toplumdaki herkese zorunlu tutulması gerekmez. Ancak aşağıdaki gruplarda özellikle yararlıdır:
- Yeni hipertansiyon şüphesi bulunanlar
- Hipertansiyon tanısı doğrulanacak hastalar
- Bilinen veya tedavi edilen hipertansiyonu bulunanlar
- Kontrolsüz hipertansiyonu olanlar
- Yeni ilaç başlanan veya tedavisi değiştirilenler
- Beyaz önlük hipertansiyonu düşünülenler
- Maskeli hipertansiyon düşünülenler
- Dirençli hipertansiyon şüphesi bulunanlar
- Diyabet veya kronik böbrek hastalığı olanlar
- Gebelikte veya postpartum dönemde hipertansiyonu bulunanlar
- Sağlık kuruluşunda ve evde ölçümleri arasında belirgin fark olanlar
2025 AHA/ACC Kılavuzu, özellikle kontrolsüz hipertansiyonda evde ölçümü hasta eğitimi, düzenli geri bildirim ve ekip temelli bakımla birlikte tedavi planının rutin bir parçası olarak önermektedir. Evde ölçüm yalnızca yüksek riskli hastaları taramak için değil, tanıyı doğrulamak ve tedaviyi izlemek için de kullanılmalıdır.
Evde Doğru Kan Basıncı Ölçümü
Hastaya doğrulanmış, otomatik ve üst koldan ölçüm yapan bir cihaz kullanması önerilmelidir. Bilek ve parmak cihazları, özel bir zorunluluk bulunmadıkça tercih edilmemelidir.
Doğru ölçüm için:
- Ölçümden önceki 30 dakika içinde kafein, egzersiz, sigara ve nikotin kullanılmamalıdır.
- Mesane boşaltılmalıdır.
- Hasta en az 5 dakika sessizce dinlenmelidir.
- Sırt destekli şekilde oturulmalıdır.
- Ayaklar yere düz basmalı, bacaklar çaprazlanmamalıdır.
- Ölçüm sırasında konuşulmamalıdır.
- Manşet çıplak üst kola takılmalıdır.
- Kol desteklenmeli ve kalp seviyesinde tutulmalıdır.
- Kol çevresine uygun büyüklükte manşet kullanılmalıdır.
- Her ölçüm oturumunda 1 dakika arayla iki ölçüm yapılmalıdır.
- Sonuçlar tarih ve saat belirtilerek kaydedilmelidir.
Yeni tanı veya tedavi düzenlemesi sırasında ölçümlerin tercihen:
- Sabah ilaç ve kahvaltıdan önce
- Akşam uygun bir dinlenme döneminden sonra
- Her seferinde iki kez
- En az 3, tercihen 7 gün
yapılması önerilebilir. Sonuçlar tek tek en yüksek değere göre değil, ölçümlerin ortalamasıyla değerlendirilmelidir.
Hastaya kan basıncını kaygıyla dakikalar içinde tekrar tekrar ölçmemesi anlatılmalıdır. Çok sık ve düzensiz ölçüm anksiyeteyi artırarak değerlerin daha da yükselmesine neden olabilir.
Ambulatuvar Kan Basıncı Monitörizasyonu
Ambulatuvar kan basıncı monitörizasyonu, ofis dışı değerlendirmede referans yöntemdir. Özellikle:
- Beyaz önlük hipertansiyonu
- Maskeli hipertansiyon
- Gece hipertansiyonu
- Dirençli hipertansiyon
- Ev ve ofis ölçümleri arasında uyumsuzluk
- Otonom disfonksiyon
- Tedavi sırasında hipotansiyon şüphesi
bulunan hastalarda değerlidir.
ABPM’ye erişim sınırlıysa doğrulanmış cihazla standart ev ölçümü kullanılabilir. Ofis dışı ölçüme erişim güçlüğü, klinik olarak belirgin hipertansiyonda gerekli tedavinin uzun süre geciktirilmesine neden olmamalıdır.
Hastaya Verilecek Temel Bilgiler
Hastaya şu noktalar açık biçimde anlatılmalıdır:
- Hipertansiyon çoğu zaman belirti vermez.
- Baş ağrısının olmaması kan basıncının normal olduğu anlamına gelmez.
- İlaçlar yalnızca kan basıncı yükseldiğinde değil, her gün reçete edildiği şekilde kullanılmalıdır.
- Kan basıncının normale gelmesi hastalığın tamamen iyileştiği veya ilacın kesilebileceği anlamına gelmez.
- Tedavi, inme, kalp krizi, kalp yetersizliği, böbrek hastalığı ve bilişsel gerileme riskini azaltmak amacıyla uygulanır.
- İlaç değişikliği veya kesilmesi hekim değerlendirmesi olmadan yapılmamalıdır.
- Ev ölçüm kayıtları kontrole getirilmelidir.
- Bitkisel ürünler ve takviyeler antihipertansif tedavinin yerine geçmez.
“Hissettiğim zaman ilacımı alıyorum” şeklindeki kullanımın etkisiz ve tehlikeli olduğu özellikle vurgulanmalıdır.
İlaç Uyumu Eğitimi
Kontrolsüz hipertansiyonun en sık nedenlerinden biri ilaçların düzensiz kullanılmasıdır. Uyum sorunu yargılayıcı olmayan bir dille araştırılmalıdır.
Hastaya:
- İlacın adı, dozu ve kullanım zamanı
- Beklenen etkisi
- Sık görülen yan etkileri
- Doz unutulduğunda ne yapılacağı
- Hangi durumda hekime başvurulacağı
- İlacın aniden kesilip kesilemeyeceği
anlatılmalıdır.
Özellikle klonidin ve beta blokerlerin aniden kesilmesi rebound hipertansiyon, taşikardi ve iskemiye neden olabilir. ACE inhibitörü, ARB veya diüretik kullanan hastalara böbrek fonksiyonu ve elektrolit kontrolünün önemi açıklanmalıdır.
İlaç uyumunu artırmak için:
- Günde tek doz tedaviler
- Tek tablet kombinasyonları
- İlaç kutuları
- Telefon hatırlatıcıları
- Yazılı ilaç çizelgesi
- Aile veya bakım veren desteği
- Düzenli reçete yenileme planı
kullanılabilir.
Yan etki nedeniyle ilaç kullanmayan hastaya tedaviyi tamamen bırakmak yerine alternatif ilaç seçeneklerinin bulunduğu anlatılmalıdır.
Yaşam Tarzı Eğitimi
Yaşam tarzı değişiklikleri yükselmiş kan basıncının önlenmesinde ve hipertansiyon tedavisinde temel bileşendir. Bununla birlikte hipertansif acilde veya ilaç endikasyonu bulunan hastada farmakolojik tedavinin yerine geçmez.
Tuz ve sodyum tüketimi
- Sofrada yemeğe ek tuz ilave edilmemelidir.
- İşlenmiş et, hazır çorba, paketli atıştırmalık, turşu, salamura, sos ve fast-food tüketimi azaltılmalıdır.
- Ürünlerin besin etiketindeki sodyum miktarı kontrol edilmelidir.
- Sodyum alımı mümkünse günlük 2 gramın, yani yaklaşık 5 gram tuzun altında tutulmalıdır.
Türkiye’de önemli sodyum kaynaklarından biri ekmektir; tüketilen ekmek miktarı ve ürünün tuz içeriği dikkate alınmalıdır.
Beslenme
DASH veya benzeri kalp dostu beslenme modeli önerilmelidir:
- Sebze ve meyve
- Tam tahıllar
- Kurubaklagiller
- Yağsız veya az yağlı süt ürünleri
- Balık
- Kuruyemiş
- Sağlıklı bitkisel yağlar
artırılmalı; doymuş yağ, trans yağ, şekerli içecek, işlenmiş gıda ve kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Böbrek fonksiyonları normal olan hastalarda besinlerle yeterli potasyum alımı yararlı olabilir. Kronik böbrek hastalığı, hiperkalemi veya potasyumu yükselten ilaç kullanımı varsa potasyum desteği hekim önerisi olmadan verilmemelidir.
Kilo yönetimi
Fazla kilolu veya obez hastalarda sürdürülebilir kilo kaybı önerilmelidir. Ortalama olarak her 1 kg kilo kaybı sistolik kan basıncında yaklaşık 1 mmHg azalmayla ilişkili olabilir. Hedef yalnızca hızlı kilo vermek değil, uzun dönemde korunabilen sağlıklı vücut ağırlığına ulaşmaktır.
Fiziksel aktivite
Klinik olarak uygun hastalara:
- Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite veya
- Haftada 75 dakika yüksek yoğunlukta aerobik aktivite
- Haftada en az 2 gün kas güçlendirici egzersiz
önerilmelidir.
Egzersize uzun süre ara vermiş, ciddi kontrolsüz hipertansiyonu veya semptomatik kardiyovasküler hastalığı bulunan hastalar yoğun egzersize başlamadan önce değerlendirilmelidir.
Alkol
Alkol tüketimi azaltılmalı veya tamamen bırakılmalıdır. Aşırı alkol tüketimi kan basıncını yükseltir, tedavi uyumunu bozar ve aritmi riskini artırır. Kronik yoğun alkol kullanan hastalarda ani kesilmenin yoksunluk ve ciddi hipertansiyona neden olabileceği unutulmamalıdır; bu hastalar tıbbi destekle yönetilmelidir.
Tütün ve nikotin
Sigara, elektronik sigara ve diğer nikotin ürünlerinin bırakılması önerilmelidir. Nikotin akut sempatik aktivasyon ve kan basıncı yükselmesine yol açar; sigara kullanımı hipertansiyona bağlı toplam kardiyovasküler riski belirgin biçimde artırır.
Uyku ve stres
- Düzenli ve yeterli uyku sağlanmalıdır.
- Horlama, tanıklı apne ve gündüz uyku hali varsa obstrüktif uyku apnesi araştırılmalıdır.
- Kronik stresin azaltılması desteklenmelidir.
- Gevşeme, kontrollü solunum ve benzeri yöntemler yardımcı olabilir; ancak ilaç tedavisinin yerine kullanılmamalıdır.
Kan Basıncını Yükseltebilen Ürünler
Hastaya reçetesiz ilaç ve takviyelerin de kan basıncını yükseltebileceği anlatılmalıdır. Özellikle:
- Nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar
- Psödoefedrin ve fenilefrin içeren soğuk algınlığı ilaçları
- Kortikosteroidler
- Bazı doğum kontrol ilaçları
- Uyarıcı ilaçlar
- Enerji içecekleri
- Aşırı kafein
- Meyan kökü içeren ürünler
- Anabolik steroidler
- Kokain ve amfetamin
sorgulanmalı ve hasta bilgilendirilmelidir.
Acil Servisten Taburculuk Eğitimi
Akut hedef organ hasarı bulunmayan şiddetli hipertansiyon hastasına, kan basıncının acil serviste tamamen normale indirilmemesinin tedavisizlik anlamına gelmediği açıklanmalıdır. Amaç, ani düşüşe bağlı organ hipoperfüzyonundan kaçınarak uzun etkili oral tedavi ve yakın takip ile güvenli kontrol sağlamaktır.
Taburculuk öncesinde hastaya yazılı olarak:
- Güncel ilaç listesi
- İlaçların kullanım saatleri
- Evde ölçüm planı
- Hedef kan basıncı
- Kontrol tarihi
- İstenilen laboratuvar kontrolleri
- Acil başvuru belirtileri
verilmelidir.
Yeni veya yoğunlaştırılmış antihipertansif tedavi başlanan kontrolsüz hipertansiyon hastaları, kan basıncı kontrol altına alınana kadar genellikle aylık aralıklarla değerlendirilmelidir. Şiddetli hipertansiyon nedeniyle acil servisten taburcu edilen yüksek riskli hastalarda ilk kontrol daha erken, tercihen birkaç gün içinde ve en geç bir hafta içinde planlanmalıdır.
Hastanın Acil Başvurması Gereken Durumlar
Hastaya yüksek kan basıncıyla birlikte aşağıdaki belirtilerden biri gelişirse acil yardım çağırması veya acil servise başvurması söylenmelidir:
- Ani başlayan göğüs veya sırt ağrısı
- Şiddetli nefes darlığı
- Yüzde, kolda veya bacakta ani güçsüzlük
- Konuşma bozukluğu
- Ani görme kaybı
- Bilinç değişikliği
- Nöbet
- Ani ve alışılmadık şiddetli baş ağrısı
- Bayılma
- Belirgin idrar azalması
- Gebelikte şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu veya epigastrik ağrı
Hastaya yalnızca “tansiyonunuz 180’i geçerse acile gelin” şeklinde sayı temelli eğitim verilmemelidir. Kan basıncı değeri; belirtiler, gebelik durumu ve bilinen kardiyovasküler hastalıklarla birlikte değerlendirilmelidir.
Kaynaklar
- Jones DW, et al. 2025 AHA/ACC/AANP/AAPA/ABC/ACCP/ACPM/AGS/AMA/ASPC/NMA/PCNA/SGIM Guideline for the Prevention, Detection, Evaluation, and Management of High Blood Pressure in Adults. Journal of the American College of Cardiology. 2025. doi:10.1016/j.jacc.2025.05.007.
2025 AHA/ACC Hipertansiyon Kılavuzu - Jones DW, et al. 2025 Guideline for the Prevention, Detection, Evaluation, and Management of High Blood Pressure in Adults. Hypertension. 2025. doi:10.1161/HYP.0000000000000249.
AHA Journals sürümü - McEvoy JW, et al. 2024 ESC Guidelines for the Management of Elevated Blood Pressure and Hypertension. European Heart Journal. 2024. doi:10.1093/eurheartj/ehae178.
2024 ESC Hipertansiyon Kılavuzu - Mancia G, Kreutz R, Brunström M, et al. 2023 ESH Guidelines for the Management of Arterial Hypertension. Journal of Hypertension. 2023;41:1874–2071. doi:10.1097/HJH.0000000000003480.
2023 ESH Hipertansiyon Kılavuzu - Bress AP, Anderson TS, Flack JM, et al. The Management of Elevated Blood Pressure in the Acute Care Setting: A Scientific Statement From the American Heart Association. Hypertension. 2024;81(8):e94–e106. doi:10.1161/HYP.0000000000000238.
AHA Akut Bakımda Yüksek Kan Basıncı Bildirisi - van den Born BJH, Lip GYH, Brguljan-Hitij J, et al. ESC Council on Hypertension Position Document on the Management of Hypertensive Emergencies. European Heart Journal – Cardiovascular Pharmacotherapy. 2019;5:37–46.
Hipertansif Aciller Pozisyon Belgesi - Muntner P, Shimbo D, Carey RM, et al. Measurement of Blood Pressure in Humans: A Scientific Statement From the American Heart Association. Hypertension. 2019;73:e35–e66. doi:10.1161/HYP.0000000000000087.
AHA Kan Basıncı Ölçüm Standardı - Greenberg SM, Ziai WC, Cordonnier C, et al. 2022 Guideline for the Management of Patients With Spontaneous Intracerebral Hemorrhage. Stroke. 2022;53:e282–e361. doi:10.1161/STR.0000000000000407.
AHA/ASA İntraserebral Kanama Kılavuzu - Isselbacher EM, Preventza O, Hamilton Black J, et al. 2022 ACC/AHA Guideline for the Diagnosis and Management of Aortic Disease. Circulation. 2022;146:e334–e482. doi:10.1161/CIR.0000000000001106.
ACC/AHA Aort Hastalıkları Kılavuzu - Heidenreich PA, Bozkurt B, Aguilar D, et al. 2022 AHA/ACC/HFSA Guideline for the Management of Heart Failure. Circulation. 2022;145:e895–e1032. doi:10.1161/CIR.0000000000001063.
AHA/ACC/HFSA Kalp Yetersizliği Kılavuzu - World Health Organization. Guideline for the Pharmacological Treatment of Hypertension in Adults. Geneva: WHO; 2021.
WHO Farmakolojik Hipertansiyon Tedavisi Kılavuzu - World Health Organization. Hypertension Fact Sheet. Güncelleme: 25 Eylül 2025.
WHO Güncel Hipertansiyon Verileri - World Health Organization. Global Report on Hypertension: The Race Against a Silent Killer. Geneva: WHO; 2023.
WHO Küresel Hipertansiyon Raporu - US Preventive Services Task Force. Screening for Hypertension in Adults: US Preventive Services Task Force Reaffirmation Recommendation Statement. JAMA. 2021;325:1650–1656.
USPSTF Hipertansiyon Taraması Önerisi - Shimbo D, Artinian NT, Basile JN, et al. Self-Measured Blood Pressure Monitoring at Home: A Joint Policy Statement From the American Heart Association and American Medical Association. Circulation. 2020;142:e42–e63. doi:10.1161/CIR.0000000000000803.
Evde Kan Basıncı İzlemi Bildirisi - Harrison DG, Coffman TM, Wilcox CS. Pathophysiology of Hypertension: The Mosaic Theory and Beyond. Circulation Research. 2021. doi:10.1161/CIRCRESAHA.121.318082.
Hipertansiyon Patofizyolojisi - Todd BR, et al. Antihypertensive Prescription Is Associated With Improved 30-Day Outcomes for Discharged Hypertensive Emergency Department Patients. Journal of the American College of Emergency Physicians Open. 2024;5:e13138. doi:10.1002/emp2.13138.
Acil Servisten Taburculuk Sonrası 30 Günlük Sonuçlar - Desai R, et al. Thirty-Day Readmission Rate Among Patients With Hypertensive Crisis: A Nationwide Analysis. American Journal of Hypertension. 2022;35:852–862.
Hipertansif Kriz Sonrası Yeniden Yatış





