Vücut Sıvılarına Genel Bakış

0
3532

Su, bireyin yaşamını devam ettirebilmesi ve vücut dengesini (homeostazisi) için gerekli en önemli unsurlardandır. Vücut sıvıları için su en ideal çözücüdür ve insan bedenindeki sıvıların temelini oluşturur. Yetişkin bir insanın vücudunun %60-70’i sudan oluşur. Bu oran bireyin yaşı, cinsiyeti ,kilosu gibi sebeplerle değişebilir.

Vücut sıvıları; intrasellüler (hücre içi) ve ekstrasellüler (hücre dışı) olmak üzere 2 kısımda incelenir.

İntrasellüler Sıvılar

Toplam vücut sıvılarının yaklaşık 2/3 ‘ünü oluştururlar. Hücrenin sitoplazma ve çekirdek kısmında bulunurlar. En önemli elektrolitleri;

Potasyum(K): Potasyum sodyumla birlikte vücudun asit dengesinin kurulmasını ve hücrelerin içindeki akıcılığı sağlar. Aynı zamanda sinir sistemi ve düzenli kalp ritmi için de önemli bir mineraldir.

Magnezyum(Mg): Magnezyum kan ve kas sistemlerinde etkinliği fazladır.  Kasların güçlenmesi,protein sentezi ve enzim sistemi aktivitesinde, hücrelerin büyümesi ve kendini yenilemesinde önemli rol oynar.

Fosfor (P): Kasların güçlenmesi, protein sentezi ve enzim sistemi aktivitesinde, hücrelerin büyümesinde ve yenilenmesinde önemli rol oynar. Diş ve kemik yapısı için oldukça önemli bir mineraldir.

Proteinler: Hücre içinin temel anyonlarıdır.

Ekstrasellüler Sıvılar

Toplam vücut sıvılarının 1/3 ‘ ünün oluştururlar. Hücre dışı sıvılar sürekli hareket halindedirler. Kan ve BOS en önemli ekstrasellüler svılardandır fakat hücreler arası boşlukta yer alan sıvıların da olduğunu göz ardı etmemeliyiz. İnsan vücudundaki kan toplam kütlenin 13’de 1’i kadardır. Başlıca Ekstrasellüler elektrolitler;

Sodyum(Na): Su dengesinin korumasında ve besinlerin hücre duvarından geçişinde görev alır. Sinir ve kas fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için de gereklidir.

Klor(Cl): Vücudun Ph dengesinin düzenlenmesi, vücut sıvılarının düzenlenmesi ve sinirsel sinyallerin iletimini sağlayan fazlası ile önemli olan elektrolitlerden biridir.

Bikarbonat: Hücre dışının temel anyonudur.

Vücut Sıvılarının Dengesinin Sağlanması

Suyun vücuda alımı ve atılımı bir denge içinde olmalıdır. Bu denge bozulduğunda sağlık sorunları ortaya çıkar. Örneğin;

  • % 1 su kaybedilmesi durumunda; susama, ısı düzeninin bozulması görülebilir.
  • % 5-10 su kaybı sonucu baş ağrısı, baş dönmeleri, titreme, yorgunluk, uyku hâli, mide bulantıları ve bayılma olabilir.
  • %10 su kaybı sonucunda, bilinç kaybı meydana gelir
  • %20 su kaybı ağır dehidratasyon tablosu sonucu ölüm ile sonuçlanır. Hücreler büzüşür, kurur, canlılığını yitirir.

Sıvı alımı beslenme ile doğrudan ya da tükettiğimiz yiyecekler ile olurken sıvı kaybı için çok fazla neden vardır. Sıvı atılımı başlıca  kanın böbreklerden filtrasyonu sonucu idrar yoluyla, terleme ile, akciğerlerden ekshalasyon ile ve gaita aracılığı ile olabilir.

Aldığı Çıkarttığı Takibi Yapılması (AÇT Takip)

24 saatte bir bireyin toplam aldığı ve çıkardığı sıvıları doğru ölçerek etkin sıvı dengesini sağlamak buna bağlı olası komplikasyonları önlemek AÇT takibinin temel amacıdır. Balans; alınan sıvı miktarı ile çıkarılan sıvı miktarı arasındaki farka verilen isimdir.

AÇT takibi;

  • Oral alımı olmayan ve mesane sondası bulunan hastalar
  • Ödem ve yüksek ateş mevcut olan hastalar
  • Diyare , kusma , yanık gibi sıvı ve elektrolit kaybı fazla olan hastalar
  • Dren veya stoma mevcut olan hastalar, cerrahi operasyon geçiren hastalar
  • Diüretik ilaç kullanan hastalar, böbrek yetmezliği olan hastalar

gibi durumlarda dikkatle yapılmalıdır. Takip için kullanılan terminoloji aşağıdaki gibi olmalıdır.

  • Dengede: Aldığı sıvı çıkardığı sıvı 200-400 ml fazla
  • Pozitif Denge: Aldığı sıvı > Çıkardığı sıvı
  • Negatif Denge: Çıkardığı sıvı > Aldığı sıvı

Su ve Sodyum Dengesi

Normal yetişkin erkeklerde kuru vücut ağırlığının %55-60’ı, kadınlarda ise %45-50’si sudur. Yağ dokusu su içermediğinden bu hesaplamaya dahil edilmez. Toplam vücut suyu (TVS) hücre zarları aracılığı ile hücre içi sıvı (HİS) ve hücre dışı sıvı (HDS) olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Bu bölümler arasındaki su dağılımı tümüyle ozmotik basınç tarafından belirlenmektedir.

Bu nedenle ozmotik basınç fizyolojik açıdan oldukça önemlidir. Ozmotik basıncın ölçüm birimi ‘‘ozmol’’ dür. Bir ozmol; 1 gram (veya 1 mol) moleküler ağırlığı olan ve suda çözünemeyen madde olarak tanımlanabilir. Fizyolojik seyreltik sıvılarda miliozmol biriminin (ozmolün binde biri) kullanılması daha doğrudur. Örneğin; molekül ağırlığı 180 olan glikozun 180 miligramı 1 miliozmole denk gelir. Buna karşılık 1 milimol sodyum klorür suda sodyum ve klor iyonlarına çözünebildiği için yaklaşık 2 miliozmole denk gelir. Diğer bir ifade ile oluşturduğu ozmotik basınç 2 miliozmoldür. Sodyumun normal serum yoğunluğu 135-145 mEq/L dir. Sodyum hücre dışı sıvının ana ozmolü olup, ozmotik denge, kan basıncının düzenlenmesi hücre dışı sıvı hacminin sürekliliği için temel bir unsurdur. Sodyum aynı zamanda efektif dolaşan hacmin temel belirleyicisidir ki efektif dolaşan hacim ölçülemeyen bir parametredir ve hücre dışı sıvının arteryel sistemde olan ve bu nedenle de dokuları efektif olarak besleyen bölümüne karşılık gelir. Sodyum hücre zarlarından serbestçe geçemediğinden sodyum dengesi için sodyumun enerji bağımlı pompalar (Na+⁄ K+ ATPaz) aracılığıyla hücre zarlarından taşınması gerekir. Su ise izotonik durumu korumak için hücre içi sıvı ve hücre dışı sıvı arasında hücre zarlarından serbestçe geçebilmektedir.

Vücut Sıvılarındaki Elektrolit Değerleri

  • Na : 135-145 mEq/L
  • K   : 3,5-5 mEq/L
  • Cl  : 110 mEq/L
  • Ca   : 4-5 mEq/L

Plasma Ozmolalitesi

Vücutta tüm sıvı kompartmanlarında ozmolalite eşit olduğu için plazma ozmolalitesini hesaplayarak vücut suyunun ozmolalitesini öngörebiliriz. Hücre dışı sıvının ana katyonu sodyum olduğundan, plazma ozmolalitesi aşağıdaki formüldeki gibi öncelikle sodyum tuzlarının yoğunluğu tarafından belirlenir ve buna glikoz ile kan üre nitrojenin (BUN) küçük bir katkısı vardır. Plazma ozmolalitesi normalde 280 ve 295 mOsm/L arasında değişmektedir. Elektronötraliteyi sağlamak için denklemde Na+ yoğunluğu iki ile çarpılarak, eşlik eden anyonların (başlıca klor ve bikarbonat) ozmolaliteye katkısı dahil edilir.

Plasma ozmolalitesi = ( 2 x Na+ ) + (glukoz ÷ 18 ) + (BUN ÷ 2.8)

Diğer yandan üre lipit çözünür olduğundan (hücre zarlarından kolayca geçebilir) etkisiz ozmol olarak kabul edilir, glikoz ise plazmada sodyum tuzlarından çok daha düşük düzeylerde (< 6 mmol/L) bulunur bu yüzden hesaplamada ihmal edilirler ve etkin
plazma ozmolalitesi aşağıdaki denklemdeki gibi hesaplanır.

Etkin plazma ozmolalitesi = 2 x Na+

Ölçülen ile hesaplanan ozmolalite arasındaki fark ozmolal gap olarak değerlendirilir. Ozmolal gap yüksekliği plazmada, etanol, mannitol, metanol, etilen glikol veya izopropil alkol gibi ozmotik olarak aktif moleküllerin yüksek yoğunluğukta olduğunun önemli bir belirtisidir. Plazma sodyum yoğunluğunu sodyum alımı, plazma ozmolalitesi ve tonisitesi, renin anjiyotensin aldosteron sistemi (RAAS), toplam vücut potasyum ve suyu gibi birden fazla faktör belirler. Toplam vücut suyu ozmolalitesi, toplam vücut solütlerinin TVS’ye oranına eşittir. Plazma ozmolalitesi tüm sıvı kompartmanlarında ozmolalite eşit
olduğundan toplam vücut suyu ozmolalitesine eşittir.

Plazma ozmolalitesi = Toplam vücut suyu ozmolalitesi = Toplam vücut solütleri ÷ TVS

Toplam vücut solütleri, hücre dışı solütleri (birincil olarak sodyum tuzları) ve hücre içi solütlerinden (birincil olarak potasyum tuzları) oluşur. Böylece;
Plazma ozmolalitesi =hücre dışı (2Na+) + hücre içi (2K+)  ÷ TVS

olur. Yukarıdaki denklemde sodyum ve potasyuma eşlik eden ozmotik olarak aktif anyonları (başlıca klor ve bikarbonat) ozmolaliteye etkisini ifade etmek için Na+ ve K+ 2 ile çarpılmaktadır. Bu denklemde de anlaşılacağı gibi toplam vücut suyu plazma sodyum yoğunluğunun temel belirleyicisidir.

Sodyum : Na

Ortalama sodyum alımı 4-5 g/gündür (173-217 mmol/gün).  Günlük filtre edilen sodyum yükünün toplamı (25200 mmol veya 583g/gün) glomerüler filtrasyon (180 L/gün) ve plazma sodyum yoğunluğunun (140 mmol/L) bir ürünüdür. Bundan dolayı, yaklaşık 200 mmol veya 3,2 g/gün sodyum içeren bir diyet ile sodyum dengesini korumak için, 25 000 mmol (yani filtre edilen sodyumun %99.6) sodyum geri emilmelidir. Filtre olan sodyumun yaklaşık %60-70’i proksimal tüpte, %20-30’ henle kulpunun çıkan kolundan geri emilir. Geri kalan (%5-10) sodyumun büyük çoğunluğu, aldosteronun doğrudan etkisiyle distal tüp ve toplayıcı tüplerde geri emilir. Sodyum ve su dengesi, karotis ve aortik baroreseptörler, sempatik sinir sistemi, RAAS, ADH salgılanması ve renal tübüler işlevlerin etkileşimini içeren karmaşık düzeneklerle sağlanmaktadır. Kan hacmindeki ani düşüş karotis sinüs, arkus aorta, sol ventrikül ve renal afferent arteriyollerdeki mekanoreseptörler tarafından
algılanır ve RAAS aktive olur, non-ozmotik arjinin vasopressin (AVP) salgılanır ve susama hissi uyarılır . Renin böbrekte jukstaglomerüler hücrelerde üretilir ve salgılanır. Reninin
büyük çoğunluğu böbrekte üretilmesine karşın, renin izoenzimleri beyin, adrenal bezler, damar yatağı, uterus ve plasenta gibi birçok dokuda bulunmuştur. Renin bir
α2 globulin olan anjiyotensinojenden anjiyotensin I (AT I)oluşumunu, anjiyotensin dönüştürücü enzim ise anjiyotensinI’den anjiyotensin-II (AT II) oluşumunu sağlar. ATII, adrenal kortekste aldosteron salgılanmasını uyarır ve kısmen de jukstaglomerüler hücrelere doğrudan etkiyle renin salgısını baskılar. AT II sistemik RAAS aktivasyonuna gereksinim
duymadan GFR düzenlenmesi ve sodyum atılımında rol almaktadır. Aldosteron distal tüp ve toplama kanallarında sodyum geri emilimini ve potasyum atılımını arttırır. Burası
aynı zamanda ADH tarafından su geri emiliminin kontrol edildiği yerdir.

Tonisite çözeltilerin hücre hacmine etkisini ifade eder. İzotonik çözeltinin hücre hacmi üzerine etkisi yoktur. Halbuki hipotonik çözeltiler hücre hacmini arttırırken, hipertonik
çözeltiler hücre hacmini azaltırlar. Ozmoregülasyon ile sodyum dengesinin sağlanmasında ozmolalite ile plazma sodyum yoğunluğunun ilişkisinin önemli olduğu düşünülmektedir.
Oysa ki bu iki olay birbirinden çok farklıdır. Şöyle ki plazma ozmolalitesi su alımı ve atımı ile düzenlenirken, sodyum dengesi sodyum atılımı sayesinde düzenlenmektedir. Örneğin; izotonik tuzlu su infüzyonu plazma ozmolalitesini değiştirmeden volüm genişlemesine yol açar. Sonuçta, ADH salgısı ve susama olmaz ve volüm dengesi artan renal sodyum atılımı ile sağlanır. Öte yandan, su almadan büyük miktarlarda NaCl alımı (örneğin, simit, tuzlu fıstık veya cips tüketimi) plazma ozmolalitesinde artış, ADH salgılanması ve susama ile sonuçlanır ve hücre dışı sıvı hacminin genişlemesine neden olur. Hücre dışı sıvı hacmindeki genişleme RAAS’ı baskılayarak, idrar sodyum atılımını arttırır. Bu nedenle, plazma ozmolalitesi büyük ölçüde su dengesinin düzenlenmesiyle korunuyorken, hücre sıvı sıvısının hacminin korunması sodyum dengesinin düzenlenmesine bağlıdır.

  • https://turkjnephrol.org/Content/files/sayilar/335/115-131.pdf
  • https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/623965
  • https://acilci.net/aksel-hiponatremi-kilavuzu-2014-hipertoniklemeli-mi/

Periferik Damar Yolu Açılması

6 yıldır paramedik olarak çalışmaktayım. Acıl servis,112 acil ve yoğun bakımda görev aldım. Cerrahı hastalıklar dalında yüksek lisansa hazırlanmaktayım.
Facebook Yorumları

Yorum yap

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz